Sanki böyle içimde kocaman bir yara var. Elime parçalanmış kalbimi alıp üflesem geçer mi acaba? Merhemler sürsem, yarılmış yerlerini diksem dikiş tutar mı?
Belki merhem olur diye elimi uzatıyorum, elini tutuyorum, ilk önce ellerimden buz olan kalbime süzülen ateş ile eriyor sanıyorum. Ateşe kapılıyorum pervaneler gibi. Bir an önce erisin bitsin istiyorum içimdeki, kalbimdeki buz kütlesi. Bırakıyorum kendimi.
Sonrası...
Sonrası sadece eriyen akan bir kaç damla su ama gözlerimden. Eriyecek diye beklerken buz kütlesi daha da daha da donuyor. Taş misali. Ama hep acıtan, kanayan bir taş.
Aslında bırakmamak lazımmış. Koyvermemek ve saklamak kendini. İçini gözündeki yanan ışıkla, dudağındaki gülümsemeyle ele vermemek. O arasın bulsun içindeki sıcaklığı, bulsun ama yaklaşamasın, yaşayamasın. Hep numaralar yapmak lazımmış, deli gibi sevmek istesen de istemiyor gözükmek. Kısacası yalancı olmak. Zaten yaşanacak olanları sonraya ertelemek.
Ya o kadar zamanın yoksa? Ya erteleyecek sonra yoksa? Ya yaşamak istediklerin, hissetmek istediklerin zamanın bir köşesinde buhar olup giderse seninle birlikte?
Ya sen yok olacaksan ertelediğin zamanlarda?
Berrin K.