Üstelik, geceleri karşı kıyıdan gelen köylüler Kızıl Ordu erlerinin kimsenin malına el sürmediklerini, aldıkları yiyeceklerin, hatta karpuzların bile bedelini Sovyet parasıyla cömertçe ödediklerini bildiriyorlardı. Bu durum, Kazaklar arasında büyük bir kafa karışıklığına ve öfkeyle karışık bir şaşkınlığa yol açtı. Ayaklanmadan sonra Kızılların başkaldıran bütün köy ve ilçe merkezlerini yerle bir edeceklerini sanıyorlar, geride kalan ahalinin en azından yarısını oluşturan erkekleri acımasızca öldüreceklerini umuyorlardı. Oysa, edinilen güvenilir bilgilere göre, Kızıllar barışçı halktan kimseye dokunmuyor, her şey tümüyle onların intikam almak niyetinde olmadıklarını gösteriyordu.
"Orada eline geçirdiğini tıkınıyorsun, ne var ki, ben hala çalmasını öğrenemedim. Gençler için bu kolay, onlarda vicdan denilen şey yok zaten. Bu lanet olası savaş onları hırsızlığa öyle bir alıştırmış ki, görünce şaşırıp kaldım; ama sonunda meseleyi kavradım. Gördükleri her şeyi el çabukluğuna getirip çalıyorlar... Savaş değil bu; Allahın bir belası! "