Kavlimaruf

Kavlimaruf
@KavliMaruf
Verdiğiniz sözlere vefa gösterin. (17/İsra, 34) Çünkü kul hakkı, Allah’ın terazisinde en hassas ölçüdür. Korku, Allah’a teslim olmayanın yüküdür; tevekkül ise müminin zırhıdır.
İçinde taşıdığın o derin kalbi sıkıntıyı, göğsünün üzerinde sessizce büyüttüğün o ağır yükü, geceler boyu uykusuz bırakan o endişeleri, kimseye anlatamadığın o iç hesaplaşmaları, kimsenin görmediği saatlerde döktüğün o gözyaşlarını, kimsenin fark etmediği anlarda sırtlandığın o fedakârlıkları, kimsenin takdir etmediği, hatta belki küçümsediği o bitmek bilmeyen çabayı… bütün bunları, gerçekten samimiyetle, içtenlikle, sadece Allah rızası için gösterdiğin o karşılıksız emeği, Allah'tan başka hiçbir kimse tam anlamıyla anlayamaz, kıymetini bilemez, hakkını teslim edemez. Çünkü insanlar ancak dışardan görüneni görür attığın adımları, söylediğin sözleri, verdiğin tepkileri… Ama kalbinin en kuytu köşesinde sakladığın o acıyı, o yorgunluğu, o "keşke"lerle dolu sessiz çığlıkları, vazgeçmemek için her defasında yeniden topladığın iradeni, kimseye göstermeden gömdüğün hayal kırıklıklarını, yalnız başına verdiğin o mücadeleleri… işte bunları ancak kalpleri yaratan, her bir hücresini bilen, her bir gözyaşını kaydeden, her bir niyeti gören Allah bilir ve anlar. O yüzden yorulduğunda, anlaşılmadığını hissettiğinde, "Kimse görmüyor zaten" dediğinde şunu hatırla: Gördüğü ve takdir ettiği tek Zat vardır ki O da yeter. O’nun görmesi, insanların bilmesinden kıymetlidir. O’nun "Biliyorum" demesi, dünyanın "Anlamadık" demesinden daha tesellidir. Gösterdiğin çabayı, kalbindeki o derin sıkıntıyı, Allah'tan başka kimse gerçekten anlamayacak…
Duygu ve Düşünce
Reklam
Sen ne kadar yorulursan yorul, bitap düşsen bile; Allah sana güç verir, takatini yeniler, dermanı gönlüne ve bedenine ulaştırır. Sen konuşmayı bıraksan, hakkını aramaktan, kendini savunmaktan, açıklamaktan vazgeçsen; Allah kalplere doğruyu anlatır, sustuğun yerde senin adına konuşur, hakikati kalplere yerleştirir. Sen beklesen, sabırla beklesen, umudunu yitirmeden beklesen; Allah er ya da geç getirir, hayrını sana ulaştırır, beklediğin kapıyı aralar, bekleyişini boşa çıkarmaz. Sen tamamen teslim olsan, her şeyi O’na bıraksan, kendi planlarını, hesaplarını bir kenara koysan; Allah önündeki yolları açar, kapalı sandığın kapıları ardına kadar aralar, sana görünmeyen yolları gösterir. Sen ne kadar düşersen düş, en derin çukura yuvarlansan bile; Allah seni kaldırır, elinden tutar,düştüğün yerden daha güçlü kalkmanı sağlar. Sen dağılsan, paramparça olsan, içindeki her şey yerle bir olsa, kendini toparlayamayacak gibi hissetsen; Allah seni toplar, dağınık parçalarını bir araya getirir, kırıklarını onarır, dağılmış ruhunu yeniden bütünleştirir. Sen elinden geleni yapsan, çabalasan, gayret etsen, ter döksen; Allah nasibini verir, emeğinin karşılığını takdir eder, senin çabanın üstüne kendi lütfunu ve bereketini koyar. O yüzden ümidini asla kaybetme, duanı hiçbir zaman eksik etme, gece gündüz Rabbine yalvarmaktan vazgeçme. Çünkü Allah, kendisine sığınan kulunu asla yalnız bırakmaz. O’na yöneleni, O’na dayanan ve güveneni görür, işitir ve yardım eder. Her şeyin en güzelini bilen, en hayırlısını takdir eden O’dur. Sen sadece O’na güven…
Söz sükût evinden taşanda dil ona mani olamaz. Tapduk Emre (k.s)
Alıntı
Kalp, evin ortasındaki bir hurma tohumuna benzer ki, bu evin tavanı yoktur. Sabit dört duvarı vardır. Tavanı bulunmadığı için kışın yağmuru ve yazın sıcağı onun içine düşmektedir. Ortasındaki tohum orada biter, fakat onu kimse görmez. Abdülkadir Geylani (ks)
Alıntı
Maneviyat yükseldikçe cephe değişir.
Bazen sebepsiz yere iç daralır ya hani… O ani gelen sıkışma, göğüste ağırlık, sanki görünmez bir el kalbi sıkıyor gibi hissettiren o hal. Özellikle kalp, hakikate, yani Allah’a ve manaya biraz daha yaklaşmışsa; şeytan artık o insanı büyük günahlarla, açıkça çirkin fiillerle değil, daha ince, daha sinsi yollarla yoklamaya başlar. Vesveselerle gelir, yorgunluk hissiyle gelir, sebepsiz bir ümitsizlik ve isteksizlik dalgasıyla gelir. İnsan birden kendini boşlukta, huzursuz, motivasyonsuz, “neden böyleyim ki?” diye sorarken bulur. Ne büyük bir günah işlemiştir ne de bariz bir isyan… Ama o daralma, o sıkışma gelir işte. Bu hal, aslında terk edildiğinin değil, tam tersine fark edildiğinin işaretidir. Maneviyat yükseldikçe cephe değişir. Eskiden açık açık günahlara sevk ederken, artık “madem bu kadar ilerledin, biraz yorul, biraz ümitsiz ol, biraz da gevşe” der. İnce yerlerden, en hassas damarlardan yoklar. Ama işte bu daralma, eğer sabırla karşılanırsa, hemen manaya, zikre, duaya, tefekküre tutunulursa; bir imtihan olmaktan çıkar, bir fırsata dönüşür. O baskı geçer gider elbet… Fakat insan o dar boğazdan çıktıktan sonra, biraz daha derinleşmiş, biraz daha olgunlaşmış, biraz daha Allah’a yaslanmış olarak çıkar içinden. Sanki fırtınadan geçmiş bir gemi gibi; biraz yorgun ama rotası daha net, yelkenleri daha sağlam. O yüzden o an geldiğinde kendine şefkatle hatırlat: “Bu terk edilmişliğimin değil, fark edilmişliğimin alameti. Şimdi sabredeceğim, Rabbime sığınacağım, geçecek.”   Ve geçer… İnşaAllah daha güzel, daha yakın, daha huzurlu bir kalple geçer.
Duygu ve Düşünce
Reklam