Yemeye başladım. Korkunçtu. Onları yiyordum sanki, inandıkları şeyi, oldukları şeyi. Çiğnemiyordum, yutuyordum kurtulmak için. Yüzü korkunçtu, yağlıydı, zevkten ıslak dudakları öne doğru çıkmıştı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu, beni hiç dövmemiş gibi. Yatak odama döndüğümde bu insanların benim gerçek ailem olmadıklarını, beni evlat edindiklerini ve artık benden memnun olmadıklarını düşündüm.
Tel kapıdan bakınca babamın güllerinin büyümekte olduklarını fark ettim. Sarı, kırmızı, beyaz güller, iri ve dolgun. Güneş alçalmış ama henüz batmamıştı, günün son ışığı pencereden içeri sızıyordu. Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum. Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.
Dünyada beyinlerini tüketerek yaşamaya mahkum zavallı insanlar vardır, onlar hayattaki en cüzi gereksinimlerini bile omuriliklerinin ve beyinlerinin en kıymetli altınıyla öderler.