Yalan söylemeyeceğim kitabı elime ilk aldığımda yine bir kadın yazarımızın baba sorunlarını konu aldığı bir eser olsa gerek, dedim kendi kendime. Okumaya giriştiğimdeyse bir veda mektubu olduğunu sezdim. Kafka'nın babasına yazdığı türden olmasa da ve yazar her ne kadar nesnel davransa da o aralara serpiştirilen cümlelerden anlıyoruz aslında babasıyla arasının bir yabancıyla olduğu gibi olduğunu. Veya büyüyen her kızın babasından koptuğu gerçeğinin bir doğa kanunu olduğunu. Yazarın bi babasının iç dünyasına bir işçi sınıfının uğradığı hakareti iç içe bu kadar güzel geçirebilmesi ve göze batmaması, ödülü 'işçi babasının alın teri gibi' hak ettiğini gösteriyor. Trajediyi süslü cümlelerle anlatmak yerine babasının ölümünü tıpkı bir bebeği kundaklar gibi anlatışı tüylerimi dikeltti. Ölüm, sahi ve bir gün hepimizi bulacak dedirtti. Kitabı okurken birinin anı defterini karıştırmışım da yakalanmamak adına bir sayfa okuyup iki sayfa atlıyormuş izlenimi vermesi de hoştu. Sanki kitabın tam ortasındaymışız gibi bitirmesi ise devamını arattırdı. Gerçek bir kitap, okumanız önerilir.