Daha bir dikkatle, iyice bir düşünün bakalım! Bugün 'canlı' olmanın ne anlama geldiğini, ne olduğunu ve onu nasıl tanımlayacağımızı bile doğru dürüst bilmiyoruz. Bir anda kitapsız kalsam neye uğradığımızı şaşırır ve yolumuzu kaybederiz. Neye katılacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi sevip neyden nefret edeceğimizi, kime saygı duyup kimi hor göreceğimizi bilemez oluruz. İnsan olmaktan, etiyle kemiğiyle gerçek bir insan olmaktan bile bunalıyor, utanıyor ve bunu kırıcı bir şey sayarak, bir tür 'genel insan' olmak için uğraşıyoruz.
Bizler gerçek yaşama öylesine yabancılaşmışız ki onun adını bile duymak istemeyiz. Üstelik bu tavrımızda o kadar ileri gideriz ki gerçek yaşamı ancak kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız.
Aman Tanrım, beyler, biz çizelge çıkarma ve matematiğe başvurma konusunda bu haldeysek, her şey 'iki kere iki yalnızca dört eder' durumuna gelmişse yani, ortada özgür irade kalır mı ki? Zaten benim iradem olmadan da iki kere iki dört ediyor. Özgür irade bu mu şimdi?
Gerçekten, bir gün bütün istek ve kaprislerimizin formülü bulunsa; başka bir deyişle, isteklerimizin nereden geldiği, hangi yasalara göre oluştuğu, nasıl geliştiği, farklı durumlarda nasıl şekil aldığına ilişkin kesin, matematiksel formüller ortaya atılsa, o zaman büyük ihtimalle insanlar istek duymamaya başlayacaktır. Bir kurala göre istek duymak, insana ne tat verir ki? O durumda insan, insan olmaktan çıkıp bir org vidası ya da ona benzer bir şeye dönüşecektir; çünkü arzusu, özgür iradesi ve seçme şansı olmayan insanın, org silindirindeki minik bir gıdadan ne farkı kalır?