Kendimizle ilgili bilgileri başkalarından öğreniyoruz. Gita, Upanişadlar, Kuran, İncil, Freud. Aracılığıyla elde etmiş oluyoruz bilgiyi, onlar insana ne olduğunu söylüyor. Bu da kendimiz hakkındaki bilgiye başkaları aracılığıyla ulaşmakda bilgi. Peki bilgiyi topladığımızda, kim olduğumuzu ve nasıl düşünmemiz gerektiğini, başkalarından öğrendiğimizde bu bilgi mi? Yoksa cehalet mi? Bize kendimiz hakkında ne düşünmemiz gerektiğini söylemeleri için uzmanlara bağımlı olmak, kendinize felsefecilerin gözünden, gururunun gözünden veya dünyanın her tarafındaki liderlerden herhangi birinin gözünden bakmak cehalet değil mi? Bir yandan doğayla ilgili, maddeyle, bilimle ve benzeri konularla ilgili bilgi birikimimizi artırırken bir yandan da muhtemelen hayattaki en önemli şeyi, kendi zihnimizin yapısı ve doğasını tamamen göz ardı ediyoruz. Bu elbette cahilliktir. Ne kadar zeki olursanız olun, tüm güncel olaylarla ilgili ne kadar bilgi sahibi olursanız olun, teknolojik olarak ne kadar yetkin olursanız olun, derinizin altında olup biteni tamamen göz ardı etmeniz bütünsel cehaletin bir türüdür. Yani bir elinizde olağanüstü bilgi, diğer elinizde ise mutlak cehalet var.
“Vatanın kurtuluşu ve istiklâli için ölmeyi bugünkü nesle Namık Kemal öğretti." diyor Mustafa Kemal O'nun için.Vatan Yahut Silistre adlı tiyatro eserinde bunu çok net gördüm.Vatan Yahut Silistre Namık Kemal'in hayattayken oynanmasını gördüğü tek piyesmiş ve bu piyesin oynanması yüzünden Magosa'ya sürgün edilmiş.Çok kusursuz bir eser denemez elbette.Olaylar çok basit,diyaloglar zayıf ve türlü eksiklikler var.Ama tabiki o zamanın şartları ve edebiyat dünyasını düşününce bunlar hoş karşılanmalı.Otobüste yolculuk yaparken,ders arasında,beş çayında elinize alıp bir solukta okunabilecek güzel ve bazı değerleri aşılamak için önemli bir piyes bırakmış Namık Kemal.