Tasavvuf geleneğinde "seyr-i ilallah" denilir yani dıştan içe yolculuk. Sonra "seyr-i anillah" gelir, yani "içten dışa doğru" iniş. Bunu iki "kavis", iki yay şeklinde ifade ederler. Çıkışını yaptıktan sonra iniş gelir. İnişini yapan adam da çıkmıştır ve inmiştir; aramızdadır, bizim gibidir ama Yunus'ur artık. Ete kemiğe bürünmüştür ama hakikat insanıdır o.
Batıda dinin egzoterik, yani dışıyla, şekille, yasayla ilgili yönünü acımasız bir şekilde temsil eden papazların inancı adeta kurumsallık içinde boğmaları Kilisenin baskıcı bir hale gelmesini doğurmuştur. En uç noktasıyla engizisyonda tezahür eden bu aşırı kuralcı durumdan hoşnut olmayan bazı dindar düşünürler ezoterik öğretilere sığınmışlardır. Baskıların bu insanları iyice rahatsız edici hale gelmesi ister istemez ezoterik yapıları "hermetik" yani gizli bir hale getirmiştir.
Bize Aristo'yu bile maddeci felsefenin babası olarak öğrettiler. Oysa Aristo der ki, "Platon da dahil olmak üzere benim üstatlarım daha çok metafiziğe yoğunlaştıkları için o metafizikten yola çıkarak fizik yapma işi bana kaldı." Hasılı Aristo'nun Fizika'sını, Platon'un Metafizikası'ndan kopararak ele almak bir tür Rönesans manipülasyonudur. Aristo'yu o bütüncül yapıdan kopararak maddeci felsefenin babası haline getirmişlerdir.
Grek felsefesi Mısır ve Babil'de var olan bilgelik okullarında öğretilen ezoterik din felsefesinin yazıya geçirilmesinden ibarettir. Pythagoras 23 yıl Mısır'da eğitim görmüştür, o gördüğü eğitim bir manastır, dergah eğitimidir. Çünkü onun eğitim sistemine baktığımızda sadece beyinsel çıkarımlara hitap eden, bugünkü modern felsefe eğitiminde olduğu gibi Bazı kitaplar okunarak yapılan tartışmalarla sürdürülen bir eğitim tarzı olmadığını, bilakis adeta bir "usta-çırak" veyahut "şeyh-mürid ilişkisi" şeklinde bir talime dayalı olduğunu görmekteyiz.