Ay Işığı

Son zamanlarda psikiyatriste giden bu insanlardan bazıları eskiden papaza, rahibe ya da hahama giderdi. Şimdi ise çoğunlukla bu insanlar papaza gitmeyi reddetmekte, bunun yerine doktoru, "Yaşamımın anlamı ne?" gibi sorularla karşı karşıya bırakmaktadır.
Reklam
Bir başka insanı, kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramının tek yolu sevgidir. Sevmediği sürece hiç kimse, bir başka insanın özünün tam olarak farkına varamaz. Sevgisi yoluyla insan, sevilen kişideki temel kişilik özelliklerini ve eğilimlerini görebilecek duruma gelir ve dahası, ondaki gerçekleşmemiş olan ancak gerçekleştirilmesi gereken potansiyelleri görür ve sevgi yoluyla kendisinin bunu farketmesini sağlayarak onun bu potansiyelleri gerçekleştirmesini sağlar.
İnsanın sorumlu olduğunu ve yaşamanın potansiyel anlamını gerçekleştirmesi gerektiğini söyleyerek, yaşamın gerçek anlamının kapalı bir sistemmiş gibi kişinin kendi içinde ya da kendi ruhunda değil, dünyada keşfedilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bu temel özelliğe "insan var oluşunun kendini aşkınlığı" diyorum. Bu, insan olma gerçeğinin her zaman için, bu ister bir anlam, ister karşılaşılacak bir insan olsun, kişinin kendi dışındaki bir şeye ya da birisine yöneldiği anlamına gelmektedir. Kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir.
İnsanın anlam arayışı, temel bir güdüdür. Bu anlam, sadece kişinin kendisi tarafından bulunabilir oluşuyla ve böyle olması gereğiyle, eşsiz ve özel bir yapıdadır; ancak o zaman bu, kişinin kendi Anlam istemini doyuran bir önem kazanabilmektedir. Bazı otoritelere göre anlamlar ve değerler, "savunma mekanizmalarından, tepki oluşumlarından ve yüceltmelerden öte bir şey değildir." Ama bana göre, ben, sadece "savunma mekanizmalarım" uğruna savaşmak istemeyeceğim gibi, sadece "tepki oluşumlarım" uğruna ölmeye de hazır değilim. Öte yandan insan, kendi idealleri ve değerleri için yaşayabilme, hatta ölme yetisine sahiptir.
İntiharla sonuçlanabilecek olan ve belirgin bir benzerlik gösteren iki olay anımsıyorum. Her iki adam da intihar niyetinden söz etmişti. Her ikisi de tipik argümanı kullanıyordu: Yaşamdan bekleyebilecek hiçbir şeyleri yoktu. Her iki olayda da sorun, yaşamın onlardan hala bir şeyler beklediği; gelecekte kendilerinden bir şeyler beklendiği, kavramlarını sağlamaktı. Aslında adamlardan birisinin, çok sevdiği onu bekleyen bir çocuğu olduğu, diğerinin kendisini bekleyen henüz tamamlanmayı bekleyen bir dizi kitabın varlığı. Kendisini sevecenlikle bekleyen bir insana ya da tamamlanmamış bir işe yönelik sorumluluğunun bilincine varan kişi, yaşamını kesinlikle bir yana itemeyecektir. Varoluşunun "nedeni"ni bilecek ve hemen her "nasıl"a dayanabilecektir.
Reklam