Ay Işığı

Rahmetli dedem "Biz Ehli sünnet mezhebik, Bektaşi meşrebik" derdi sık sık. İçinde yaşadığımız coğrafyada Hz Ebubekir ve Hz Ali yolunu farklılaştıranlara inat o, Hacegan yolunun bunları yekpareleştirdiğini belirtir, Ahmet Yesevi ve Hemedânî üzerinden Nakşîliğin ve Bektaşîliğin nasıl bir birlik arz ettiğini ısrarla anlatırdı. Meşrepteki farklılığın mezhepte farklılık olsa da dinde farklılık olmadığının altını çizerdi. Çünkü aynı yolu farklı yürümek başka olsa da maksut ve gaye başka değildi. Hikmet dağı Hacı Bektaş Veli ~Dursun Çiçek
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünya romanlarında Batı'yı tehdit eden, korkutan ve Hristiyanlığın en büyük düşmanı olarak gösterilen Türklerin bu ülkelerde nasıl gündelik hayatı bile kuşatan korkutucu bir imge olduğu görülür. Abartılı, gerçeklikten kopuk, önyargılı bu bakışın büyük romancılar tarafından da körüklenmiş olması dikkat çekicidir. Bu aşağılayıcı söylem, aslında kendi rüyalarını engelleyecek tek güç olarak Türkleri görmelerinin de bir göstergesidir... Romanlara bakıldığında Batı'daki olumsuz Türk imgesinin yaygın bir anlayış, bakış açısı olduğu bunun da nesilden nesile aktarıldığı anlaşılmaktadır. Dünya romanında Türk imgesi ~ Necip Tosun
Özellikle edebiyat açısından çok değerli metinlerde, dünya romancılığının zirve eserlerinde Türk-öteki hakkında klişeleşmiş algılara, ucuz şovenist yaklaşımlara, ırkçı tutumlara rastlamak oldukça şaşırtıcı. Kendi uluslarını Türklerin kötülüğü üzerinden sevme; hiçbir gerçekliği olmayan geri ve ilkel Türklere karşı çağdaş, özgürlükçü bir devlete sahip olma kuruntusu; her alanda bir karşılaştırma ile içi boş bir üstünlük yaratma arzusu; egzotik, batıl inançlara sahip Osmanlı-Türk algısına karşı akılcı, tutarlı bir düşünceye sahip batılı insan ve devlet oluşturma çabası Avrupalı / Batılı edebi metinlerde gözlenen genel Türk algısı. Dünya romanında Türk imgesi ~ Necip Tosun
Değil mi ki Şeytan, insanın gönülsüz olduğu şeylerle değil, gönüllü olduğu ile ilgilenir asıl. Kolay yolu seçmek onun tarzı değil, bunu zaten itiraf etmişti. "Kullardan bir pay" alacağını dair yemin ederken, "onları gözetlemek üzere yollarına pusu kuracağım; her yolu, her yönü deneyerek onları şaşırtacağım," diyerek rengini belli etmişti. Bir insandan "pay" nasıl alınır? Şeytanın bütün mesaisi seçtiği insanı tanımaya yöneliktir. İnsana yaklaşmak için onda kabul göreceği bir yakınlık gediği bulmasını iyi bilir. Bunun da insana günahı olduğu gibi sunmak ya da aldanmaya ikna etmek şeklinde tecelli etmesi gerekmez. Şeytanın malzemesi sadece günah, kötülük değildir. İnsanın iyiliğini, merhametini de kullanır. Sevgisini de istismar eder, hayrını da. Eşini, dostunu da kullanır, arzusunu hayalini de... Bu yüzden "yaklaşmak" için tanımak onun en büyük mahareti. Buna mukabil insanın Şeytanı tanımak için bir mesaisi var mı? Ondan uzaklaşmak için onu tanımak... Şeytanın insanı tanımaya önemsediği kadar insan Şeytanı tanımaya, şeytanın yaklaşma yollarını tesbit etmeye neden yoğunlaşmaz? Zira hayatının en önemli konularından ve insanın en büyük meselelerinden biri bu değil midir? Uyarıcı Rüya ~ Münire Daniş
Hepimizin ölüm kavramını sorguladığı, ölmenin ne demek olduğunu irdelediği bir yaş ve bir eşik var. Çocuk neredeyse ölümsüzdür, çünkü öleceğini bilmez. ~ Dilara Ayşe Akdeniz