Okul öncesi öğretmeni | Çocuk yogası
“Eylül Bugün Ne Öğrenecek?” kitabının yazarı
Masallar yazar, seslendirir, düşünürüm.
Bazen bir soru, çok cevaba dönüşür…
Çocukken bunu çok düşünürdüm. Kaçmak için birinin seni kovalaması gerektiğine inanırdım. Çocuk aklımla, annemi birilerinin kovaladığını, onun da bu yüzden kaçtığını hayal ederdim. Zihnimdeki annem, oradan oraya koşturan, kan ter içinde kalan, yıkık ve metruk binaların arasında saklanan biriydi. Soluk soluğa kaçıyordu.
Çok üzülürdüm annem için. Kaçan annem için. Kim bilir ne kadar yorgun düşmüştü kaçmaktan, koşmaktan, saklanmaktan, hayatta kalmaya çalışmaktan.
Büyüyünce, kaçmanın böyle bir şey olmadığını anladım. Ama yine de onu hep hareket halinde, asla durmayan, hep uzaklaşan bir siluet olarak düşündüm. Kaçan bütün annelerin —çocuğunu terk eden tek anne benimki değildi ya— bir yerlerde dolandığını, aradığını, koştuğunu, en azından huzursuzca kıpırdadığını hayal ettim. Hepsi evlatlarını arıyordu zihnimde.
Oysa Selime Teyze oturmuş ceviz ayıklıyordu. Olması gereken yerde olmayan bütün anneler sanki onun üzerinde toplanmıştı. Kaçan bütün anneler evlatlarını aramak yerine, önlerinde bir tas, ceviz ayıklıyordu.
Acaba hepimiz bir masalın içinde farklı rolleri mi oynuyoruz?
Kimi kahraman, kimi yol gösteren, kimi sadece kısa bir bölümde karşımıza çıkan bir karakter…
Peki masalın sonunu biz mi belirliyoruz,
yoksa çoktan yazılmış bir rolü mü oynuyoruz?
Ne dersiniz?