Kübra Yılmaz

“Her şey ne kadar da birbirine girmiş, her yer ne kadar da kalabalık. Böyle böyle yakınıp duruyoruz etrafımızdan. Her şey, diyoruz. Her şey karmakarışık: "'Belki,' diyor, 'karışık olan sensin. O zaman hayatın da öyle olur.'" Belki de öyledir . Belki de karmakarışık olan, gürültü çıkaran bizizdir ve farkında değilizdir. Durup bir an düşünelim.”
Reklam
“İnsanın ömrü boyunca kendisine sorabileceği en anlamlı sorulardan: Bu dünyaya hangi boşluğu doldurmaya geldim? İnsan ömrü boyunca yerini arar ama bulmak kolay değildir. Kimisi bulur kimisi de bulamadan göç eder dünyadan … Benim yerim neresi ? Buna bir cevap bulduğumuzda hayat daha katlanılabilir olur . Montaigne “ Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder “ demiş. Kierkegaard da aynı arayışta olacak ki “ Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir “ diye sormuş. Yerden kasıt sadece sığınacak bir mekan değildir , bazen bir insan bazen bir düşüncedir. İnsan kendisi için yaratılan boşluğu bulmalı sonra gideceği yönü de bulur , gideceği kişiyi de …”
Günaydın
İnsanlığın büyük zindanı kendin olamamak. O ne der, bu ne der, ailem şöyle ister, dostlarım böyle. Mecburiyetler mecburiyetler! Körleşme'de geçer: "Tek bir tutkusu vardı: Tüm yaşamı boyunca; gerçekte ne ise, o olarak kalmak; kendi kişiliğini salt bir ay ya da bir yıl süreyle değil, ömrünün sonuna dek yitirmemek." İnsanlığımız şahsiyetimizden gelir . Hiç kimse ve hiçbir şey için "kendinizi" kaybetmeyin… #biryudumkitap
Çoğu vakit dünyayı gözlerimizle değil, zihnimizle görüyoruz. İnsanların, eşyaların varlıklarının ötesinde, onların bize anımsattıkları, hissettirdikleri öylece duruyor. Marion Milner, "Göz düşüncenin kölesiydi ve insan nesnelere oldukları şey için değil düşündürdükleri şey için değer veriyordu," der. Belki de bu sabah, etrafımızda olanlara bir başka gözle, büyük bir dikkatle bakarız .Bir çiçek, bir kuş, çevirdiğimiz bir kitap sayfası, farkına varmadığımız "o" kişi... #biryudumkitaptan
İnsan ve Duygular
A.Gülfem Özer- Değirmen Yaşı
marangoza birkaç parça bıraktım bugün eşikler kedi kokuyor, ağzım süt bir içgüdünün varlığına tutunduğum gibi ışıkları titreten rüzgâra tutunuyorum nasıl ki bu esrimiş dünyada bir tek gölgeler kendi renginde senin gölgene öylece sığıyorum hem bilmiyorsun, neler kaktım sandığıma bilmiyorsun, çok dolaştım küpelerle onca kulaksız arasında yeşile çalandın, kayırdın bizi yıldız haritalarından korudun ve tüm kötü sözcükleri şimşirin dizdin ipe allı boncuk dizer gibi öyle ayarsız yakarmalara filan katmadın bir değirmen taşı gibi çevirdin başını şölendi seninle ondan dokuz çıkarmak bin etmek sonra kalan biri beşik gibi sallandıysan da fır dönmedi hiç başın sen yeşile çalacaktın, babam doğumunda anladı büyüklenmenin, büyüklüğüne ters olduğunu sana kimseler anlatmayacak dik çatıları tutsaklıktan sayacaksın beş on yıl balığın ağzında sindirilmeyi beklerken bir anda dökülen safranın tanrı'nın sana düğün hediyesi olduğunu ıslanana kadar yalnızca rüya sanacaksın ben marangozun alnına silah dayadım bugün
Kitap Alıntısı
Reklam