Kdfn

Kdfn
Lisans
38 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Kdfn yorumladı.
İleti butonu aşağı taraftayken daha işlevseldi.
1000Kitap
1000Kitap
1000Kitap
Ben de hala aşağıda :)
Kdfn yorumladı.
Atatürk Türk Değildi Diyenlere Gelsin
1) Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kağıt paralarından olan 5 ve 10 liralık banknotların üzerinde Bozkurt figürü kullanılmıştır. 2)Atatürk'ün isteğiyle, üzerinde elinde meşale tutan bir Bozkurt'un bulunduğu posta pulları basılmıştır. 3)1926 yılında açılan milli arma yarışmasında, ressam Namık İsmail'in hazırladığı Bozkurt başlı arma birinci seçilmiştır. 4)Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü: 1924 yılında kurulan enstitünün amblemi, Atatürk'ün tarifiyle "meşale tutan Bozkurt" olarak belirlenmiştir. 5)Petrol Ofisi: Ambleminde ağzından alev çıkan bir kurt figürü (Asena) tercih edilmiştir. 6)Türk Ocakları: Bozkurt figürünü ambleminde kullanmıştır. 7)Türkiye'nin ilk yerli yolcu gemilerinden birine ve ilk buharlı lokomotiflerinden birine "Bozkurt" adı verilmiştir. 8)Cumhuriyet'in ilk yıllarında üretilen bir sigara markasına "Bozkurt" ismi ve amblemi verilmiştir.. 9)Atatürk, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey'e, Türk-Fransız hukuk mücadelesi olan "Bozkurt-Lotus" davasındaki başarısından dolayı "Bozkurt" soyadını bizzat vermiştir. 10) Atatürk'ün çalışma masasında bir Bozkurt heykelciği bulunduğu ve Ankara'daki bazı anıtlarda Atatürk heykeli kaidesi gibi yerlerde Bozkurt figürlerine yer verildiği bilinmektedir.
1000Kitap
kökeni farklı olsa bile, ömrünü harcadığı "Türk milletini muasır medeniyetler seviyesine çıkarma" hedefi, onu tarihin gördüğü en büyük Türk milliyetçilerinden biri yapmaya yeter. modern dünyada devlet adamları, ırklarıyla değil, halklarına sundukları vizyonla değerlendirilir. Atatürk'ün etnik kökeni ne olursa olsun; onun Türk dili, Türk tarihi ve Türk kimliği için yaptıkları, onu bu milletin kalbinde "Türk" kılan asıl şeydir. Kimlik bazen damarlardaki kandan ziyade, zihindeki ideal ve kalpteki aidiyetle ilgili
Kdfn bir yorumu yanıtladı.
Zifiri Karanlığın "Aydınlanma" Çığlığı
Vay be, fıkıh dünyası ne büyük bir "aydınlanma" yaşıyor da haberimiz yok! Hanefi mezhebinin adını anarak "sarhoş olmayacak kadar şarap içilebilir" demek, sadece fıkıh bilmemek değil, okuduğunu anlamaktan da istifa etmektir. Mezhebi, kendi keyfine göre alkol ruhsatı veren bir açık büfe zannedenlerin bu özgüvenli cehaleti gerçekten takdire şayan. İmam Azam’ın teknik içtihat tartışmalarından kendine kadeh çıkaran bu zihniyet, asırlardır uygulanan "çoğu sarhoş edenin azı da haramdır" kaidesini muhtemelen çay molasında unutmuş olmalı.
Din
Bu türlerim ortak noktası kendini entellektüel gibi gösterip aydın sanmaları :)
Gürültü çok, içerik yok maalesef.
Kdfn yorumladı.
Gene birileri DİN adına konuşmuş...
Borcu olanın hacca gitmesi yasak değildir bilakis hacca gitmek için borçlanacak olsa yine haccı kabul olur. Burada gerçekler ne güzel eğip bükülmüş :) Aradaki fark şudur, Şayet borcun varsa Hac ibadeti ile yükümlü olmazsın ama Hacca gidecek olsan yasak çiğnemiş olmazsın. Farz olmadığı halde ibadetini yapmış olursun ki bu senin seçimine kalmış bir şeydir. Yazar ne güzel sallamış öyle bol keseden :) Yok Hacca giden kendini Türk halkından saymıyormuş falan. İnsanlar Hacca gitmesin diye yine 40 takla atılmış :D Günümüzde bunun bir farklı versiyonu hâlâ söyleniyor. "Hacca gidecek paranız varsa yoksul doyurun" vesaire. Sonra bakıyorsun bunu söyleyen adam Dubai'ye tatile gidiyor ya da gidemiyoruz diye söyleniyor. Aynen kardeşim aynen. Arap'a döviz yedirmeyin, aynen.
Din

♛hakan♞kutlu♛

@hakankutluu
·
HAC (Dileyenler Fikirlerini Beyan Edebilirler)
İslam dinine göre borçlu olan hacca gidemez. Türkiye otuz üç milyar dolar borçluysa, otuz üç milyarlık borç yalnız benim değil, hacıların da borcu var. Onlar kalkıyor hacca gidiyor, döviz veriyor Suudi Arabistan’a. Oysa hac borçluya yasaktır; bizim şeriata göre, Kur’an’a göre yasaktır. Demek ki onlar kendilerini Türkiye’den, Türk halkından saymıyorlar.
Sayfa 61 - Nesin Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Sayın yazarın :))devletin dış borcunu hacı adaylarının sırtına yükleyerek 'şeriat' dersi vermeye çalışması hayli yaratıcı ama ne yazık ki Kuran’î bir karşılığı yok. İslam hukukunda hacca engel olan borç; şahsi, vadesi gelmiş ve alacaklısı kapıda bekleyen somut borçtur; ülkenin 33 milyar dolarlık dış borcu değil. Kur’an, 'Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır' (Âl-i İmrân, 97) buyurarak şartı 'kişisel imkan' olarak olarak belirlemişyir. Üstelik 'Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez' (Necm, 38) ayeti uyarınca, ne devletin borcu hacının sırtına biner ne de hacının dövizi devletin borcunu 'günah' yapar. Kendi ideolojik pencerenizden 'döviz' hesabı yaparken, ibadetlerin bireysel sorumluluk ilkesini ıskalamışlar :)Kısacası, hac için gereken 'azık' (Bakara, 197) kişinin kendi cebindedir, hazine müsteşarlığının kasasında değil.:)
Dış borç meselesine ufak da olsa girmeye niyetlenmiştim ancak bu kadar cehalet kokan bir alıntıya bu kadarı fazla uğraş olurdu 😌 Katkınız için teşekkür ediyorum Hocam 💐 Su sızdırmıyor artık 😄
Kdfn bir yorumu yanıtladı.
Erkek kalbi
Hosseini ‘ nin Bin Muhteşem Güneş kitabında Nana’nın kızı Meryem’e fısıldadığı o ağır sözler, her okuduğumda içimde bir yerleri sızlatıyor. "Erkeğin kalbi habis ve fesattır Meryem, bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez bile..”derken aslında sadece bir hayal kırıklığını değil, dünyanın en çıplak ve en acımasız gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bir annenin rahmi; doğası gereği esneyen, acıyla büyüyen ve içindeki cana yer açmak için kendi bütünlüğünden vazgeçen, kanayan ama o kanla hayat veren mucizevi bir sığınak. Oysa bu satırlarda karşımıza çıkan erkek kalbi, o genişleme yetisinden tamamen mahrum, bencilliğin ve katı kuralların ördüğü dar bir oda gibi. Bu sözleri düşündükçe, hayatın içindeki o keskin ayrımı daha net görüyorum. "Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez bile" cümlesi, bir kadının bir erkekte aradığı o güvenli limanı neden her zaman bulamadığını o kadar iyi anlatıyor ki... Bir kadın ne kadar büyük bir sevgiyle, ne kadar devasa bir fedakarlıkla yaklaşırsa yaklaşsın; karşısındaki kalp eğer o rahmin şefkatine ve esnekliğine sahip değilse, hep bir "sığıntı" gibi kalıyor dışarıda. Nana aslında kızı Meryem’in (ve belki de hepimizin) kulağına şunu fısıldıyor: Kimseden senin için kendi konforundan vazgeçmesini, senin acınla genişleyip sana dünyaları vermesini bekleme. Çünkü bazı kalpler, içindeki o habis duvarları yıkıp kimseye yer açmayı beceremez; onlar sadece olduğu gibi kalır, taş gibi, sessiz ve kanamadan.
1000Kitap
Sizin muhteşem ifade zenginliğiniz de eseri daha değerli kılıyor tabi ki .
Teşekkür ediyorum benim ifade zenginliğim her ne kadar olursa olsun okuyucunun anlama zenginliği beni anlaşılır kılıyor teşekkür ederim ☺️