ÇÇ’a
Neden devam ediyor bu bitmek bilmeyen cefa?
Neden süremiyorum bu umutsuzluk silsilesinin sefasını?
Tek istediğim, bedenimin sıcaklığına değil, ruhumun fısıltısına değer vermen...
Biliyorum, belki de en gerçekleşmeyecek rüyadan farklı değil bu.
Sana neden kapılmaya başladığımı bilmiyorum.
Ama bu akıntı beni korkutuyor.
Başlangıçta güllük gülistanlık gözüken, sadece gönül eğlendirmek üzerine kurulu olan bu düzenin altüst olmaya başlamasına dayanamıyorum.
Dayanamıyorum seni sevmeye.
Adın söylendiğinde kalbimdeki kuşun ötmesi korkutuyor beni.
Senden bahsedildiğinde gizlice kulak kesilmem ürpertiyor tüm bedenimi.
Beni bir parça etten farklı görmeyen birisine derin bir şeyler hissetmeye başlamak, canımı acıtıyor sadece.
Kendimi güçsüz ve aciz hissediyorum bunları düşünürken.
Ama sen yanımda olduğunda öyle değil işte.
Beni sanki dünyadaki en büyük kötülüklerden koruyacakmışsın gibi hissediyorum.
Sen yanımdayken penceremden güneş boy gösteriyor.
Güneşin ışıkları tenimle buluşuyor; ısıtıyor ve yakıyor.
Dayanamıyorum göz göre göre başkasıyla konuşmana.
Dayanamıyorum başka kızın adını yanımda anmana.
O zaman nefret ediyorum işte senden.
Beni öylesine bir arkadaştan farklı görmediğinde...
Ancak bir yıldırım çarptığında aramızda, en sevdiğim sen oluyorsun işte.
Kalbimin kapısında bekleyen muhafız oluyorsun.
O narin kalbin kapısını açacak tek anahtarın sende olduğunu biliyorum.
Neden canımı acıtmaktan keyif alıyorsun peki?
O yağmurlu havadaki yıldırımın farkında olup neden güllük gülistanlık, tatlı esintili, bol kavurucu bir yaz günündeyiz gibi davranıyorsun?