Musab

Musab
Herkes oturabilir. İhtiyar bir kadın oturabilir. Bir korkak oturabi­lir... Ayağa kalkmak için erkek olmak gerekir.
Çocukluğumuzun, sevgisini ifade etmekte tutarsız, bir an ilgi gösterip hemen ardından tamamen ilgisiz olabilen bir ebeveyn figürüyle geçmiş olduğunu varsayalım. Sevgiye hasretizdir ve küçük beyinlerimiz duruma nasıl adapte olacağını öğrenir. Ebeveyn figürümüz, yaramazlık yaptığımız zaman (negatif bile olsa) ilgi gösteriyorsa, daha fazla ilgi çekmek için kasıtlı olarak sorun çıkartırız. Bu, ihtiyaçlarımızın karşılanması anlamına gelmese de çocukluğun temel ihtiyaçlarından olan ilgi ve görülme ihtiyacını karşılar. Fiziksel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımızın karşılanması için çocukluğumuzda yaptığımız girişimler (her ne kadar noksan, gayrişahsi veya kendine ihanet eden şeklinde olsa da) yetişkin ilişkilerimizde aynı ihtiyaçları karşılama biçimimizin temelini oluşturur. Sonucu ne olursa olsun tanıdık dinamiklere çekiliriz.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bağlanma Teorisi ve Bağlanma Tarzları 1952 yılında, psikoanalist John Bowlby, Londra’da bir klinikte çocuklar ve anneleriyle ilişkileri üzerinde çalıştıktan sonra bir bağlanma teorisi sundu. Çocuklar
Duyulmamak acı verir. Yok sayılmak üzer. Sevilmek için gerçek benliklerimizi saklamak gerektiğini öğrenmek kafa karıştırır. Kabul edilmek en derin insani ihtiyaçlardan biridir. Çocukluk düşünceleriniz ya da fikirleriniz "duyulmazsa" zihniniz kendini gözden çıkarılmış hisseder. Çocukluktaki benlik ifadeniz "görülmezse" ruhunuz küçülür. Bu kabul eksikliği, tutkularınız ve hayat yolunuz tam olarak bilinmeden önceden geleceğiniz hakkında konuşulması veya önemli bir karar alınması şeklinde de olabilir. Bu gibi deneyimler bizim için eğilimlerimize güvenmeyi ve sezgisel ihtiyaçlarımızı izlemeyi zorlaştırır.
Bir ebeveyn figürünün çocukluğunuzda size nasıl davrandığı, kim olduğunuzun bir yansıması değildir. Hatta onların kim olduğunu da yansıtmaz. Ebeveynlerinizin çözümlenmemiş travmalarının bir yansıması olmanıza gerek yok.
1979 yılında Harvardlı psikolog Ellen Langer, iki grup yaşlı erkeği bakımevlerinden alarak inancın yaşlılık üzerindeki etkisini incelemek amacıyla bir haftalığına New Hampshire’daki bir manastıra