Çocukluğumuzun, sevgisini ifade etmekte tutarsız, bir an ilgi gösterip hemen ardından tamamen ilgisiz olabilen bir ebeveyn figürüyle geçmiş olduğunu varsayalım. Sevgiye hasretizdir ve küçük beyinlerimiz duruma nasıl adapte olacağını öğrenir. Ebeveyn figürümüz, yaramazlık yaptığımız zaman (negatif bile olsa) ilgi gösteriyorsa, daha fazla ilgi çekmek için kasıtlı olarak sorun çıkartırız. Bu, ihtiyaçlarımızın karşılanması anlamına gelmese de çocukluğun temel ihtiyaçlarından olan ilgi ve görülme ihtiyacını karşılar.
Fiziksel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımızın karşılanması için çocukluğumuzda yaptığımız girişimler (her ne kadar noksan, gayrişahsi veya kendine ihanet eden şeklinde olsa da) yetişkin ilişkilerimizde aynı ihtiyaçları karşılama biçimimizin temelini oluşturur. Sonucu ne olursa olsun tanıdık dinamiklere çekiliriz.