Yoksa anlatıyor bize bu roman? Ne? Kötü kalpli okuyucular, meslektaşlar, ben de yazacağım bir gün diyenler, eleştirmenler, editorler! Ağızlarının suyu akıyor şimdi hepsinin: "Doğru," diyorlar, "Dogru, ne anlatıyor bize bu roman?" Hayat gibi, romanların da bir fikri olması gerek. Bir mücevher gibi kıymetliyse bu fikir, ha- yatın hengâmesi, rutini, boktanlığı arasında, karşısında bile kendini gösterir. Çiçekli sabahlıklı, yatağın altına kaçan terliklerini -evlerin pislikleri dışında kötülükleri de yatak altlarında, dolap arkalarında birikir- hisleriyle bulan ev karısının hayatındaki ölüm fikri gibi. Öyle bir kadını gözleri yarı kapalı yatağından kalkmaya çalışırken görseniz onun hayat karşısında hiçbir fikri olmadığını düşünürdünüz. Terliklerini sürüye sürüye evinin karanlık koridorunda yürütseydim bu ev karısını hala dudağınızı büküp okurdunuz bu satırları. Onun kendisini apartman boşluğuna atmasına izin verseydim çiçekli sabahlığının sardığı vûcudunu var eden şeyde, görüntüsünün arkasında, gerçeğinde, ölüm fikrinin olduğuna inanırdınız.
Her şeye rağmen yaşamak isteyenler düşer sokaklara. Yoksa bütün kuleler, köprüler, denizler, otobüsler, trenler, kesici, delici aletler onların. Yaşamanın değerini bir tek sokaktakiler bilir. Gerçekten yaşayanlar da onlardır, ölmekten korkanlar da .