Ey sevdaya namzet gönül, evvelâ bil ki aşk, her yüreğin harcı değildir; o, ham ruhları eleyip kemâle ermiş olanları seçen ilâhî bir mihenk taşıdır. Onu taşımak, yalnızca bir kalbi değil, kaderin bütün ağırlığını sînesinde taşımaya talip olmaktır. Zira aşk, latîf bir meltem gibi esmez daima; vakti gelir kasırgaya inkılâp eder, iç âlemini altüst eder, seni senden alıp hakikatinin çıplak ufkuna bırakır.
Hazır mıdır kalbin, incinmeyi bir zillet değil, bir irfan merhalesi bilmeyi? Hazır mıdır sükûtun en derininde yankılanan çığlıkları tebessümle saklamaya? Aşk, bir vuslat rüyası kadar tatlı, bir hicran gecesi kadar yakıcıdır; ateşten bir hırkadır giyenin tenine değen. Onu kuşanmak cesaret ister, sabır ister, hattâ kendinden vazgeçmeyi göze almak ister.
Şayet yüreğin kırılmayı bir çöküş değil, yeniden inşa ediliş sayacak kadar metinse; şayet gözlerin bir tek bakışta kâinatın sırrını arayacak kadar derinse, işte o vakit aşk sana bir yük değil, varlığının en ulvî tecellîsi olur.