Hayat, bazen insanın omuzlarına görünmeyen bir dağ bırakır; o dağın altında ezilmemek için iki yüreğin birbirine yaslanması gerekir. İşte o vakit, sevmeyi yalnızca bir heyecan sanmayanlara aşk olsun. Zor zamanın yüzü serttir; rüzgârı hoyrattır, sesi yüksektir. Böyle anlarda bir erkeğin suskunluğunu korkaklık sanmadan içindeki savaşı sezebilen kadına; onun yarasını herkesin içinde değil, kalbinin en tenha yerinde sarmayı bilen inceliğe aşk olsun. Ve bir kadının güçlü duruşunun ardındaki yorgunluğu fark eden, “iyiyim” deyişindeki titrek harfi duyabilen erkeğe aşk olsun; omzunu verirken üstünlük taslamayan, korurken gölge etmeyen asalete aşk olsun.
Sevmek; sesi yükseltmeden anlaşabilmek, kalp kırmaktan korkacak kadar zarif ama vazgeçmeyecek kadar cesur olabilmektir. Hayatı paylaşmayı bir yük değil bir lütuf sayanlara; bollukta şımarmayan, yoklukta eksilmeyenlere; birbirinin yarasını merakla değil merhametle soranlara aşk olsun. Çünkü en büyük sadakat, herkes giderken kalabilmek; en büyük cesaret, incinme ihtimaline rağmen sevmeye devam edebilmektir. Birbirinin yanında durmayı görev değil gönül işi bilen; fırtınada siper, güneşte gölge, karanlıkta kandil olabilen iki insana aşk olsun.
(20 li yaşlar.)