Kitabın girişi okuduğum incelemelerin neredeyse %90 ını etkilediği gibi beni de çok etkiledi
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi , gelmiş geçmiş en kötü günlerdi ; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklik ;hem inancın devriydi hem hem supheciligin ; hem Aydinlik hem karanlık bir mevsimdi ; umudun baharı ,umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu ;hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam tersi istikamete…
İki Şehrin hikayesi Fransız Devrimi’nin şiddet ve coşku atmosferini Paris ve Londra ekseninde ele alıyor.Aristokrasinin halka zulmünü de , devrim yanlılarının , intikam dürtüsüyle kirlenmiş adalet anlayışını da reddeden bir insanlıkla yazılmış, aşk ve fedakarlığın giyotinin gölgesinde bile yeşerttiği hayatın romanı. Kitapta bizi etkileyecek birden fazla o kadar çok duygusal durum var ki; aşk, adaletsizlik, çaresizlik, yokluk,zulüm, fedakarlık, acımasızlık, kin…Ahh Sidney Carton ahh ,eyy aşk eyy fedakarlık sen ne güzel bir şeysin…