"Okumaktan başka yapacak işim, gidecek tek yerim yoktu, çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum."
Dostoyevski
“Ona karşı duyduğum karmaşık hisler benim gerçeği görmemi engelliyordu ve ben kendi başıma kalmaya zorlanmaktan ve serbest bırakılmaktan korktuğum için dört elle ona sarılıp kalmıştım.”
Demek ki aşk acele etmiyor.
Aşk bazen bir anda gelmez. Gürültüyle kapıyı çalmaz, hayatı altüst etmez. Sessizce oturur bir köşede, yıllarca bekler. Kimse fark etmez onu, hatta insanın kendisi bile. Ama o oradadır. Değişmeden.
Florentino’nun aşkı gibi… Zamana meydan okumaz, onunla yürür. Her yıl biraz daha ağırlaşır, biraz daha derinleşir. Gençlikte tutku olan şey, yaşlılıkta sadakate dönüşür. Ve insan anlar ki bazı aşklar yaşanmak için değil, taşımak içindir.
Fermina’nın kalbi ise başka bir gerçeği bilir. Aşk her zaman seçilmez. Bazen güven seçilir, bazen düzen, bazen
sakinlik. Ama kalp unutmaz. Unuttuğunu zanneder sadece.
Yıllar sonra aynı nehirde, aynı gökyüzünün altında, hastalığın simgesi olan o bayrak bir mucizeye dönüşür. Çünkü aşk en çok da herkes vazgeçtiğinde cesur olur.
Kolera Günlerinde Aşk bize şunu söyler: Sevdiysen kaybolmaz. Sadece bekler. Ve doğru zamanda, bütün hayatı affettirecek bir cümleyle geri döner.