Yaşamak diye benim yerime adlandırdıklarına ve ısınmış soğumuş ve yeniden önüme konulmuşa baktım da sevdiğim, ölüm kalıyordu bir sözünü etmeden bıraktığımız, eh, ölümse ölümdür.
Sana uzağım. Gönül şöyle avunuyor, baktığım yerlerde seni görüyorum. Sevdiğim biliyor musun, uzaklık küllendirmiyor yaktığın ateşi. Evet, belki seni unutacağım, yani, yüzünü, ellerini falan...
Sana hep uzak kaldığımı unutabilr miyim?
Güzel, biçimli süsler işleyeceğimi umuyorum. Sevdayı öreceğim. İncinmeye gelmez sevdayı ve umursamaz yalnızlığı ve kavruk acıyı sevdiğim... Ve alnımın karanlığını ve ince bir güldür yüzün, ki güldün mü, açtığını,-hele bunu- anlatmayı başardığımı düşün bir...
Boş kalmak bize gelmiyor, sevdalanıyoruz. Ne de kolay sevdalanıyoruz? Ve ne de güzel... Bunun güzelliğini kimse anlamayacaktır. Ve bunun güzelliğini hiç kimseye anlatmaya gücüm yetmeyecektir benim. Biliyorum, ölçümüzden taşkın bir giysidir sevda bize, akar üstümüzden. Aksın.
Gönül yollarını sevda tuttu, bundan mı korkuyorum? Geldi gönlün kapısına dayandı bundan mı korkuyorum? Varsın gelsin, hoş gelir, sefa gelir. Varsın gönlün kapısına dayansın sevda... Açıl susam açıl, açılır mı? Açılırsa ne eder ne işlerim? Ve gönlümün pas tutmuş, yosun tutmuş kapısına, usanmaksızın iner bir koçbaşı... Her an bir çivi, bir tahta parçası, bir gıcırtı, bir gıcırtı daha... Sevdadır, ben bu sevdaya nasıl dayanırım?