Şunu itiraf etmek gerekiyor ki eğitimin en meşakkatli sorunu hassasiyetten yoksun çocukları yetiştirmeye çalışmaktır... bütün düşünceleri dalgınlıktan ibarettir... dinlerler ama hiçbir şey hissetmezler.
François Fenelon
Dahası, bugün çocuklara verilen akılcılıktan son derece uzak eğitim bir yanıyla hakikatin muğlak algısı üzerine kurulu. Bütün kompozisyonlar, ödüller ve cezalar, iradeleri harekete geçirecek yegâne şeyin duygular olacağı karmaşık inancına dayanıyor. Hassasiyetin çok düşük seviyede olmasından ötürü çocuklar iradelerine dayanarak eğitilemezler.
Duygusal durumların irademiz üzerinde yapabilecekleri hiçbir şey abartı değildir. Her şeyi yapabilir, hatta bizi hiç tereddütsüz ölümle ya da ızdırapla karşı karşıya bırakabilirler.
Belleğimize derinlemesine kazınmak için her anının sık ve uzun süreli bir tekrara ihtiyacı vardır. Ama daha da önemlisi, tabiri caizse, anılar enerjik ve şefkatli bir ilgiye gereksinim duyar. Bilincimizden kovup sürgüne gönderdiğimiz fikirlerin oluşturduğu zincirlerin beyinsel substratları da zayıflar, silinir. O halde biz düşüncelerimizin efendisiyiz.
Felaket başa geldiğinde "Ah, bilseydim!" denir. Aslında bilinmektedir ama bu hassas, heyecan verici bilgi, irade söz konusu olduğunda olaya etki eden yegâne unsur değildir.