Rabia, ömründe bir köşe daha dönmüş gibi... Köşeleri o hiç sevmez. Dönerken insan asıl kendisini arkada bırakır, köşenin bu tarafında başka bir insan oluverir fakat arkada bıraktığı 'kendisi' de peşini bırakmaz. Her köşe döndükçe bir yeni benlik...En yenisi en önde ,en eskisi en arkada...Art arda yürüyen bir sıra insan...İşte bunların hepsi birden bir tek Rabia."
Bir gelişim romanı olarak da görülebilecek kitap, kadın bir karakterin (Rabia) çocukluğu ve gençliği etrafında Meşrutiyet öncesi İstanbul’unu çok güzel anlatıyor. Farklı fikirlerin, hayat görüş ve felsefelerinin kitap boyunca yer bulması, ona çok yönlü ve derin bir anlatım sağlamış. Doğu/batı kültürleri arasındaki farkın burada da işlendiğini görüyoruz. Konaklar, cariyeler, padişah cülusları dilde aşina olduğumuz ama böyle bir hikaye gerçekliği içinde, bildiğimiz İstanbul’da yabancıladığımız şeyler olarak karşımıza çıkıyor. Dönemin politik sürgünlerinin çokluğu bu toprakların yaşadığı drama, aşina bir arkaplan veriyor. Ancak kitabın sonuna, bu sürgünü yaşayanların da ün, mevki ve para peşinde koşmak isteyeceği, belki de sonradan yaşanacak hayal kırıklıklarını sezdirmek için sanki özellikle eklenmiş.
Özetle güzel kitap. Yaşadığımız kültürel kopukluğa bir ilaç gibi!.
Bence Şeytan ve Allah diye kâinatta iki kuvvet yoktur. Hepsi, her şey bir tek hakikatin, bir tek kudretin görünüşü. Cüz ve ferdlerden en muazzam güneşlere kadar, insandan, göze görünmeyen böceklere kadar hep bir tek yaratıcı kudretin eseri. İyi kötü, güzel çirkin, Allah Şeytan; bunlar, icat edilen isimler. Hepsinin arkasında, kendi kendini halk etmiş olan ve mütemadiyen halk etmekte olan bir kudret var... O, o... Kâinat denilen perdeye, gölgelerini aksettirmek için yaratmak fiilinde devam eden Halik... Adı Allah, Rab, ne olursa olsun. Nurunun en parlak, en ezelî olduğu bir yer, sırrının makesi bir tek şey vardır : Aşk!