« Körlerden birine, Özgürsün, diyorlar, onu dış dünyadan ayıran kapı açılmış, Haydi git, özgürsün, diyorlar yeniden, yerinden kıpırdamıyor, sokağın ortasında hareketsiz duruyor, onun gibi ötekiler de korku içinde, nereye gideceklerini bilemiyorlar, çünkü tanım olarak akılcı, kusursuz bir labirent olan deliler evinde yaşamak ile bir rehberin elini ya da bir köpeğin tasmasını tutmadan kentin çılgın labirentinde, belleğin bize o kentin farklı yerlerinin yalnızca imgesini gösterebileceği, ama oralara ulaşmada hiçbir yardımının dokunamayacağı o labirentin içinde kendini tehlikeye atmak arasında hiçbir bağ kuramıyorlar. Şimdi bir uçtan ötekine alevler içinde yanan binanın önünde çakılıp kalmış körler yangının oluşturduğu şiddetli sıcak dalgasını yüzlerinde duyumsuyorlardı, bu sıcak hava onları bir bakıma, daha önce çevrelerini saran, aynı zamanda hem hapishane hem barınak olan duvarlar gibi koruyordu. Birbirlerinden ayrılmıyorlar, sürüdeki koyunlar gibi birbirlerine sokulmuşlar, kimse kara koyun olmak istemiyor, çünkü hiçbir çobanın peşinden onu aramaya gelmeyeceğini önceden biliyor. Alevler giderek canlılığını yitiriyor, ay ışığı yeniden ortalığı ağartmaya başlıyor, körler kıpırdanmaya başlıyor, Burada sonsuza kadar kalamayız, diyor içlerinden biri. Biri, gündüz mü, gece mi olduğunu soruyor, yersiz gibi görünen bu merakın nedenini herkes hemen anlıyor, Belki de yiyecek bir şeyler getirirler bize, kim bilir belki bir aksaklık ya da gecikme olmuştur, bunu daha önce de birçok kez yaşadık, İyi[…] »