Saîdü’l-Meşhur

Saîdü’l-Meşhur
@Kinas
Ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslamın sadası olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi
Elli senelik bir manevî ibadet ömrü
Aziz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese-i Yusufiyede Ders Arkadaşlarım! Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadr’in kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i salihin ve her bir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede, on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. *** Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Berat’ınızı ruh u canımızla tebrik ederiz. Her biriniz, şirket-i maneviye sırrıyla ve tesanüd-ü manevî feyziyle kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi; her bir hâlis, muhlis Nur Şakirdlerini, kırk bin dil ile istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlâhiyeden kanaat-i tamme ile ümit ediyoruz. Said Nursî, Şuâlar, s. 531 *** Kur’ân-ı Hakîm’in her bir harfinin bir sevabı var; bir hasenedir. Fazl-ı İlâhîden o harflerin sevabı sümbüllenir; bazen on tane verir, bazen yetmiş, bazen yedi yüz (Âyete’l-Kürsî harfleri gibi), bazen bin beş yüz (Sûre-i İhlâs’ın harfleri gibi), bazen on bin (Leyle-i Beratta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazen otuz bin (meselâ, haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir’de okunan âyetler gibi). Ve “O gece bin aya mukabil” işaretiyle, “Bir harfinin o gecede otuz bin sevabı olur” anlaşılır. Sözler, s. 385-86 *** Hem İmam-ı Ali (ra) onuncu mertebe-i tadadında onuncu sûre olarak ve kıyamet ve Leyle-i Berat’a bakan “Ve içine muhkem sırlar yerleştirilen Duhan
Reklam
Hayat Ve Faaliyet
Hayat varlığını, hareket, faaliyetten, şevk ve gayretle hissettirir. İnsanın mizacında daima hareket ve faaliyet vardır. Zihnen, fikren, bedenen yapılan say ü gayretler hayat boyu devam edip gider. İnsan fıtratı ve istidadı durgunluğu, yeknesaklığı, boşluğu ve tembelliği kabul etmez. Daima düzenli, prensipli, ölçülü faaliyetlerle iyiye, doğruya, kemale, başarıya yönelir. Sanatını incelikleri, eserlerinin güzellikleri, marifetindeki insicamı başkalarıyla elde ettiği sonuçları göstermek, sevinçleri paylaşmak, ister. Hayatın zorlukları, iş meşakkatleri, yokluk gibi engelleyici maniler, olumsuz şartlar, insanın mücadele azmini artırır, çözüm yolları arama kararlılığı ve enerjisi kazandırır. Başarılı insanların hayat hikâyelerinde zorlukları, imkânsızlıkları ve yoluna çıkan engelleri nasıl aştığı anlatılır. Bütün bunlar severek çalışma, başarma azmi, şevk ve heyecanla olumsuzlukları göğüslemekle gerçekleşmiştir. İnsan fıtratı yeknesaklığı, boşluğu ve tembelliği kabul etmez. Bütün organlarımız ve duygularımız adem, boşluk, atalet gibi görev yapmayı iptal eden olumsuzlukları reddeder. Ellerimiz bağlansa, gözümüz kapatılsa, bir mekânda kısıtlı kalsak, inancımız, hayallerimiz, fikirlerimiz yasaklansa ne kadar rahatsız oluruz. Bu duruma bütün hissiyatımız, kalbimiz ve ruhumuz feveran eder, karşı çıkar. Ulvi davalar, büyük idealler, kazanılmış zaferler zaman, mekân, imkân ve uygun şartlara münhasır kalmamıştır. Muvaffakiyetler ve muzafferiyetler, inançlı, azimli, gayretli, güçlü iradesi olan, aşk ve şevk dolu serdarların omuzlarında yükselmiştir. Allah’a (cc) imandan aldıkları güçle, ihlas, tevekkül ve teslimiyetle bütün zorlukların üstesinden gelmenin yolunu bulmuşlardır. Üstadın ve talebelerinin hayatı her türlü zorluklar, mahrumiyetler içinde iman Kur’an hizmetini yaparken
Ela ile Sırma
Çetin kış şartlarında, alaca karanlıkta büyüklerinin elinden sıkıca tutan küçük çocukların koşuşturmaları okul yolunda başlar. Her çocuğun farklı dünyası, hayalleri, hülyaları, tutkuları vardır. İnsanların iç âlemindeki yetenekler, çekirdek gibi küçük yaşlarda filizlenmeye başlar. İyilere, doğrulara ve güzel olanlara yönelmenin o çağlarda başladığı herkesçe bilinir. Elanur’a kısaca Ela diyoruz. O, her günün erken saatlerde okul çantasını hazırlar, harçlığını (iyilik miktarıyla) yanına alır… Elimden tutar, sabah duâsını eder, konuşarak, sevinçle okul yoluna koyulurdu. O hep kışın soğuk havalarda zahmet çeken sokak hayvanlarının çektiği sıkıntılara, zahmetlere, açlıklara üzüldüğünü söyler. Onlara yardımcı olmak için veteriner olmak istiyor. Okul yolundaki sokakta önüne çıkan bir sokak köpeği ile dostluk kurmuştu. “Köpekler, zararsız insanları kokusundan tanırmış.” diye ona elini uzatıp koklatır, konuşur, başını okşayıp severdi. Adını Sırma koymuştu. Gözleri her sabah aynı sokakta gördüğü Sırma’yı arardı. Sırma, kahve rengi tüyleri olan, sempatik duruşu, keskin hisleri ve bakışları olan güzelce bir sokak köpeği. Onun masum duruşu, uysal, vefalı, sadâkatli tavırları Ela’yı çok etkilemişti. Her yiyeceğe atılmaz, şımarmaz, söyleneni anlarcasına “Ben okula gidiyorum, hadi sen de yerine git!” deyince döner giderdi. Yüksek apartmanın arkasında eski bir kömürlüğü mekân tutmuştu. Ela, Sırma’yı kucakta taşınan, arabaya bindirilen, evde barındırılan köpeklerle kıyaslardı. O çok terbiyeli, kucağa gelmez, eve girmez temiz bir hayvan derdi. Soğuğa, sıcağa, açlığa katlanan güçlü bir köpek olduğunu söylerdi. Ela okul çıkışında geçerken Sırma’yı görüp seslenmiş. Köpek gelmiş, elini koklamış, güvenli dost olduğunu anlayınca kaldığı yere doğru kesik kesik havlamış. Ela’ya beklemediği
BAHAR KOKUSU
İnsan dimağında yer etmiş bahar kokusu vardır. Başka rayihalar, misk ü amberler, tütsüler güzel ve hoş kokular bahar kukusunun yerini dolduramaz. Bir de bahar coşkusu yer etmiştir gönlümüzde. Ümitlerle, sevinçlerle tabiatın yeniden doğuşu, dirilişi, uyanışı pırıl pırıl bir dünya müjdeler ruhumuza. Bahar, yeni bir hayatın penceresini açar ufuklarımıza. Her şey kıpır kıpar canlanmanın mutluluğunu tadar, hazzını yaşar. Her şey başka güzellikle arzı endam eder baharda. Güneş ışıltılarıyla yağmur damlacıkları hayat verir, burcu kokulu toprağa. Göklerin mavilerini gökkuşağı sarar sarmalar. Filizlerinin boy attığı ağaçlar gelinliklerini giyer, renklerin yeryüzünü süslediği, çiçek mevsiminin adıdır bahar. Canlı, sevinçli, şevk ve heyecan dolu ışıl ışıl bir aşk ve istiğrak dünyası baharda açar kapılarını. “Bizim melmekette bahar gelmiştir.” Diye doğu şivesiyle baharı tarif eden Iğdırlı Şevket Amca’nın hasretle yad ettiği sözlerden çıktı yukardaki satırlar. Özlediği memleketinin bahar güzellikleri, belli ki hayallerini, hülyalarını, rüyalarını, umutlarını süslüyordu. Salondan odaya geçtik. Çaylarımızı yudumlarken çocukluktan itibaren ileri yaşa kadar Iğdır’ın köyünde tabiatla, hayvanlarıyla geçirdiği ömründe yer alan platonik bir dünyaya beraber uzandık. “Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla, Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.” Şiirde olduğu gibi uzun uzun anlattı. Sonra, özgürce yaylalarında dolaştığı Şarki Anadolu’nun dağlarından, bağlarından kopup gelmiş, dört duvar arasında yaralı bir ceylan gibi hissetmiş olacak ki yaylaların ve bereketli toprakların insanlara bahşettiği gönül zenginliklerinden yoksullara, yolculara sunduğu ikramlara geçti… Bir noktaya dalarak biraz durakladı. Rahmetli vefat edince yer, zaman ve şartların değiştiğini anlattıktan sonra bu
Nezih mazi ve cennet âsâ bahar müjdeleri
Yeni Asya’nın 50. Yılı kutlama programlarıyla birleştirilen Bediüzzaman’ın vefatının 59. Seneyi devriyesi olan 2019 Yılı Bediüzzaman Haftası Etkinlikleri dopdolu geçti. Yurdun her köşesinde anma programlarına katılan insanlarla salonlar dolup taştı. Her yerde farklı konuşmacılar, panellerle konferanslarla, seminerlerle Bediüzzaman’ı ve nur talebelerini anlattılar. Kısa film gösterileri, şiirler, ilahiler, gösteri sanatları ve sergiler yapılan faaliyetlere renk kattı, anlam kazandırdı. Ülkemizin üstüne fetret gibi çöken karanlık ve inkârcı bir devrin zor şartlarında yapılan baskılar, çekilen sıkıntılar, katlanılan zahmetler, zehirlemeler, hapisler ve ölüm tehditleri nur meşalesini söndürememiş. Muhtaç gönüllere ulaştırılan Nur Risaleleri, yurdumuzun her köşesine elden ele, dilden dile ulaşmış, ülke sınırlarından taşmış, dünyada birçok devletlerin dillerine çevrilmiştir. Her yerde dershaneler açılmış. “Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti…”(Emirdağ Lahikası) Çağımızı Kur’ân nuruyla aydınlatan Bediüzzaman’ı anma ve anlama faaliyetlerini izlerken maznunların haline bazen hislendik, hüzünlendik, gözlerimiz doldu, yüreğimiz burkuldu. Bazen de nur talebelerinin metanetine, fedakârlıklarına, kahramanlıklarına, hakkı müdafaa hasletlerine, İslam ve iman dâvâsına sıdk ve sadakatlerine imrendik, iftihar ettik, heyecanlandık. İmkânsızlık içindeki şevk ve gayretlerine manen minnet duyduk, dua ettik, kalben alkışladık. Risale-i Nurların ilk telif yıllarında nur talebeleri, saf, temiz, berrak duygularla, ihlas ve samimiyetle her türlü meşakkate rağmen Bediüzzaman’ın Kur’ân ve iman hizmetine, yani sahabe mesleğine talip olmuşlar. Asrımızda duygularıyla, inançlarıyla, fedakarlıklarıyla