! SPOİLER İÇERİR !
Danny Ryan, Rhode Island'ın küçük ama karmaşık suç dünyasında İrlandalı bir mafya ailesinin fazla göze batmayan, sıradan bir üyesidir. Yıllarca İrlandalı ve İtalyan aileler arasında kırılgan ama işlevsel bir denge kurulmuştur herkes sınırını bilir, herkes haddini aşmaz. Ancak bu denge, İtalyan aileden genç bir kadınla yaşanan yasak bir aşk yüzünden bir anda paramparça olur. Bu aşk, tıpkı Homeros'un İlyada'sında Truva Savaşı'nı başlatan Helen gibi, iki dünya arasında kanlı bir savaşın fitilini ateşler.
Savaş başladığında artık geri dönüş yoktur. İki aile de birbirini yok etmeye kararlıdır; sokaklar kana bulanır, dostluklar çöker, sadakatler sınanır. Danny bu kaosun tam ortasında kalır. O ne acımasız bir savaş makinesi ne de saf bir kurban değildir; daha çok kendi doğrularına tutunmaya çalışan, sevdiklerini korumak için her şeyi göze alan ama bu çabanın bedelini adım adım ödeyen bir adamdır.
Roman boyunca Danny'nin etrafındaki her şey birer birer yıkılır. Güvendiği insanlar ihanet eder, sevdikleri tehlikeye girer, inandığı değerler sorgulanır hale gelir. Winslow bu yıkımı dramatize etmeden, abartmadan; son derece gerçekçi ve soğukkanlı bir gözlemle aktarır. Her kayıp somuttur, her ihanet inandırıcıdır ve her sahne okuru bir sonrakine bağlar.
Romanın arka planında yalnızca bir suç hikâyesi değil; sadakat, onur, aşk ve savaşın insanlar üzerindeki kaçınılmaz yıkımı gibi evrensel sorular yatar. Danny kim olduğunu, neye değer verdiğini ve ne için savaştığını ancak her şeyi kaybetme tehlikesiyle yüz yüze geldiğinde gerçekten anlamaya başlar. Bu iç yolculuk, romanı sıradan bir suç kurgusundan çok daha anlamlı ve kalıcı bir yere taşır.