Düşüş'ün çifte sonucu olmuştur: Günah yeryüzüne inmiş ve cinsellik ortaya çıkmıştır; bunların biri ötekinden ayrılamaz. Bu da, insanın ilk durumunu göstermek açısından büyük önem taşır. İnsan üçüncü bir terime dayanan iki şeyin sentezi olmasaydı, bir durumdan iki sonuç çıkmazdı. İnsan ruh ile bedenin, tin tarafından taşman bir sentezi olmasaydı, cinsellik günahkârlıkla birlikte yeryüzüne gelmezdi.
Kaygı ile nesnesi (hiçlik olan bir şey: Dil de bunu ifade etmeye gebedir - bir hiç uğruna kaygılanmak) arasındaki ilişkinin muğlak olması gibi, masumiyetten suça geçiş de o kadar diyalektiktir ki, bunun, olması gerektiği gibi, psikolojik bir açıklama olduğunu görürüz. Nitel sıçrama, muğlaklığın dışında kalır. Suçlu olan kişi, kaygı aracılığıyla masumiyetini korur, çünkü onu suça iten kendisi değil, yabancı bir güç olan kaygıdır. Sevmediği bu güç, onu kaygılanmaya iter. Ama gene de suçludur; korktuğu halde sevmekten vazgeçemediği kaygıya sürüklenmiştir. Dünyada daha muğlak bir şey yoktur, böylece bu tek psikolojik açıklamadır.
"Masumiyet, cehalettir. Masumiyette insan, bir tin olarak değil, doğal koşuluyla dolaysız birliği içinde bir ruh olarak nitelenir. Kişinin tini, düş görmektir."