Türkiye, Tanzimat'la birlikte kendi değerlerini sorgulamaya baş ladı. Kendi dešerleri, İslam medenivetinin değerleriydi. Pratik hayatta bașarı gösteremeyince, mağlup olunca, iktisadi olarak sıkısınca bu değerleri sorguladı. Bu, insani bir durumdur. Önce "Ben nerede yanlış yaptım?" diye sordu. Meșrutiyetle beraber değerlerini aşağılamaya başladı. Cumhuriyetle beraber değerle rini terk etmeye yöneldi. Böylece elitist bir kitle ortaya çiktI. Bu değerleri savunan insanlar ise devlet geleneğine olan büyük hür metlerinden dolayı bir șey yapmadılar. Yapamaz değillerdi am yapmadılar. Devlet geleneğini hurpalamak istemediler. Ve bunt bilinçli yaptılar.
"Ver,' diyor `infak et." Akil diyor ki: "Neden infak edeyim? O da çalışsaydi para kazansaydı." Akıl, çok reel bir sey.. Ama verdiğinizde öyle bir manevi kalp huzuru hissediyorsunuz ki, aklır bunu anlaması mümkün değil. O an akıl, bir kenarda bekliyor
İslamiyet'te, bütün insanlar dünyaya fitraten Íislam űzere gelirler. Bu, dünyaya "Tabula Rasa" (bos levha) olarak gelmediğimiz anlamına gelir. Fıtratımız, sevaba açık; küfre kapalıdır, Gerçek aidiyeti bulabilmemiz için kusursuz bir otoriteye tâbi olmamız gerekir. Bir otoritede kusur gördüğümüzde, iç dünyamızda bir lekelenme olur. Îman, sınırsiz bir teslimiyettir.