Kadının sömürülmesi çağlara göre farklılaşarak devam ediyor. Önceki yıllarda küçümsenerek, şiddet uygulanarak sömürülen kadından, şimdi övülerek ve iltifat edilerek çıkar sağlanmaya çalışıliyor. Bu anlamda çok sıkça gündeme gelen cinsel özgürlük konusu, onun daha fazla erkekle beraber olmasının kendisi için özgürlük olacağını ifade ediyor. İlk bakışta kadın haklarını savunmak gibi gözüken bu durum, aslında ona zarar veriyor. Oysa kadının sosyal hayattaki konumunu çok dar kalıplara sokmak, doğasına aykırı ve zaten psikolojisi bu durumu reddediyor. Çünkü şu anda kadıni sömürmek isteyenleri onu kimliksizleştirerek cinsel cazibesini ön plana çıkarıyorlar. Buna karşılık toplumsal statüsünde dişilik faktörünü ikinci plana düşürüp şahsiyeti ve vasıflarıyla kendini var eden kadın, erkeklerin çıkarlarını hiçe saymış oluyor. Ancak burada, üzerinde önemle durulması gereken bir husus var: İnsani değerleriyle anılmak isteyen modern kadın, aklın geliştirilmesine çok önem vererek onu kutsallaştırdı. Mantık ve muhakeme ile ilgili melekelerini yücelten kadın, biyolojik doğasına aykırı davranarak duygularla uğraşmayı zayıflık şeklinde algıladı. Biyolojik doğasına aykırı davrandı; çünkü kadın beyninde daha çok, duygusallıkla ilgili hucre vardı. Işte, beyninin bu sahası aktif olarak çalıştığı halde, hislerini gormezden gelen kadın, zor durumda kaldı. Bunun en büyük ispatı, son yıllarda duygularımızın yaşantımızdaki önemi ortaya çıktıkça ortaya çıktı. Toplum aklı ile birlikte duygularına yaslanmayi da başardıkça, kadınların sosyal roldeki kiymeti artmaya başladı. Kadının sevgi veren, insanlığın sevilme ihtiyacını gideren bir unsur olarak vazgeçilmezliği kanıtlandı
. Esasında gerçek özgürlük, insanın kötü duygularından, cinsellik, saldırganlık gibi dürtülerinden uzak olmasıdır. Kişi bu dürtülerinin önünü açmak yerine onları denetleyebilir ve enerji halinde tutabilirse, hakiki serbestliğe kavuşur. İnsanın iç dürtüleri at gibidir. At, insanı bir noktadan başka bir noktaya götürecek binektir. Ata ilk binildiği zaman hayvan, üzerindeki biniciyi atmaya çalışır ve “Kral benim!” der. Eğer binici onu doğru bir şekilde ehlileştirirse at belli bir süre sonra biniciyi kabul etmeye başlar. Ama evcilleştiren kişinin yetersizliği durumunda at, biniciyi kendi istediği yere götürür. Işte insanın da temel iç dürtülerini dizginleyip eğitmesi gerekiyor.
Aşk Kalıcı Olabilir mi?
Kadın erkek ilişkilerinde en kritik soru bu olsa gerektir. Evliliğin başlangıcında romantik duygular daha baskındır. İkinci dönemde kişilik ve güç çatışması yaşanmaya başlar. Taraflar akıllı veya şanslı iseler üçüncü dönem olan bağlılık aşamasına geçerler. Evlilikte aşkın yani romantik duyguların devam etmesi, iyi ilişki kurmaya bağlıdır. Bunun için aşk iyi ilişkinin sebebi değil, sonucudur.