Zavallı çocuk, ben de sanat aşkıyla yanarak, şöhrete dogru yenilmez isteğin pençesinde, sizin gibi içimde hayallerle gelmiştim; mesleğin gerçekleri, kitapçılığın zorlukları ve sefaletin somutluğuyla karşılaştım. Artık dinmiş olan o heyecanım, o ilk coşkum dünyanın nasıl bir makine olduğunu görmemi engelliyordu; bunu görmem, bütün çarklarıyla karşılaşmam, bütün mazgallarına çarpmam, yağlarıyla üstümü kirletmem, zincirlerin ve volanların gicirtısını duymam gerekti. Benim gibi siz de bütün hayal edilen güzel şeylerin altında insanların, tutkuların ve zorunlulukların kaynaştığını göreceksiniz. Eserle eser, kişiyle kişi, zümreyle zümre arasındaki korkunç savaşlara kanşacak, yanınızdakiler tarafından terk edilmemek için sürekli mücadele edeceksiniz. Bu iğrenç kavgalar ruhun büyüsünü bozar, kalbi harap eder ve insanı boşuna yorar, çünkü çabalariniz çoğunlukla nefret ettiğiniz birini, siz istemeseniz de deha olarak sunulan vasat bir yeteneği taçlandırmaya yarar. Edebi hayatın kulisleri vardır. Ani ya da hak edilmiş başarılar, işte parterdekiler bunları alkışlar; hep iğrenç kalmış aracılar, sarhoş işbirlikçiler, şakşakçılar ve köle ruhlular, işte kuliste bunlar vardır. Siz henüz parterdesiniz. Daha zamanınız var, bunca açgözlünün peşine düştüğü tahtın basamaklarından ilkine ayağınızı atmadan önce vazgeçin ve geçinmek için benim yaptığım gibi onurunuzu lekelemeyin. (Étienne Lousteau'nun gözünden bir damla yaş aktı.)