Kitab Ana ve Baba

Tam da bu noktada belirtmek durumundayım, değişime, dönüșüme inanan biriyim. "Değişmemekle" övünenlerden değilim. Hele ki "bilimsel" olmak iddiasında olanlar için "Düșüncelerim değişmedi," şeklinde bir görüş ve iddianın,"marifet"değil, patolojik bir tutuculuk örneği olduğunu düşünürüm. Ama gerek siyasetle iştigal edenlerin, gerekse de bir bütün olarak hayata dair sözü olanların, duruşlarında ve yürüyüşlerinde ilke değer, duyarlılk sahibi olmaya biraz özen göstermeleri gerektigi de kesindir. insanın siyasi görüşleri değişebilir ama ilkeleri, degerleri, duyarlılıkları da o siyasi görüşle birlikte değişiyor ya da anlamını kaybediyorsa, orada değişim" den ziyade, herhalde bir kişilik sorunu veya ahlaki problem vardır.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kemalizm'in "anti-emperyalist" olușu efsanesinin aslı șudur:İngiliz emperyalizmi güçten düşmüş, kudretini kaybetmiş bir padișah eliyle Türkiye yi bir yarı sömürge olarak yönetmeye çok istekliydi. Ortadoğu'da cetvelle çizilmiş uydu krallıklar, devletler örneğinde olduğu gibi. Ancak söz konusu olan ingilizler de olsa, bazen her gönüllerinden geçeni hayata geçirecek durumda olamıyorlar. Bölgedeki Îngiliz ordusu Müslüman askerlere bağımlıydi. İngiltere kendi içinde de toplumsal muhalefet ile uğraşmak durumundaydı. İşgal ve sömürgeciliğe karşı toplumsal bir muhalefet gelişiyordu. Îngiltere,kaynaklarını daha fazla zorlayacak yeni isgallere girişecek durumda degildi ve Türkiye' de kendi çıkarlarıyla uyumlu çalıșacak bir yönetimi pekala kabul edebilirdi. Izmir işgalinde Yunanlılar kullandı, Yunanlılar bașarılı da olsa (ki bu mümkün değildi), başarısız da olsa, her halükarda İngiliz çıkarları bundan zarar görmeyecekti (yani tipik bir emperyalist hesaptı söz konusu olan). Bu adım, Anadolu daki meclis hükümetinin rüștünü kanıtlaması açısindan da bir "test" rolü oynayacaktı ve gelişmeler, Mustafa Kemallin bunun bilincinde olduğunu gösteriyor. Türkiye Yunan işgalini geri püskürttüğü anda" İngilizler ve diğer işgalci gücler, derhal yeni hükümetle ilişki kurdular, mütareke imzaladılar (Mudanya Mütarekesi), İstanbulu terk ettiler ve Ankara Meclis Hükümetï nin önünü sonuna kadar açtılar. Bu arada istanbul Hükümeti, zaten iradesiz ve iktidarsız bir durumdaydı; "kukla" olmaya dahi mecali yoktu.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Kemalizm, resmî ideoloji yazıcılarının öne sürdüklerinin aksine, "devrimci" değil, son derece ""muhafazakâr" bir ideolojidir. Cumhuriyet in kuruluşunun ardından günümüze değin bir devlet ideolojisi olarak olușturduğu statükonun korunmasını,varlğının temel sebebi ve gerekçesi saymıștır. "İlelebet payidar olacak cumhuriyet, ancak kendisinin hükmünün sürmesiyle var olabilir. Sistem böyle kurgulanmıştır ve bunda da tuhaf karşılanacak bir șey yoktur. Zira resmî ideoloji, adı üzerinde, "resmî" ideoloji olduğu içindir ki devlet, iktidar ve toplum üzerinde her zaman hükmü olsun ister. Kemalizm özgülünde resmî ideoloji, Türkiye'nin "ülkesi, devleti, milletiyle bölünmez bütünlüğünün" garantisi, güvencesi olmak iddiasındadır. Resmî ideoloji ölçüleri tartışılamaz tabulardır. Bu ölçüler, mesela "Devrim Kanunları," hayatın aștığı, düpedüz anlamsız ve fiilen hükmü kalmamış ölçüler olsalar dahi... Nitekim bugüne değin sisteme yapılan "ayarlar" (darbe ve müdahaleler), hep "Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşıldı," türü gerekçelerle izah edilmiştir. Statükonun devamı, rejimin, "sol" ya da "sag" görünümlü parti ve hükümetler tarafindan idare edilmesinden ziyade, resmî ideoloji ilkelerinin korunması olarak anlaşılmıştır.
Sayfa 167·Kitabı okudu
Şuan kimler kimlere kızıyor! Ne trajikomik ama!
Yeni rejimin "laiklik" duyarlılıği, iddia edildiği üzere hicbir zaman "din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak" ya da devletin din-iman işlerinden elini çekmesini savunmak, sağlamak deģildir, olmamıștır. Bunun tam tersi doğrudur. Yani rejimin hedeflediği "devlet ulusu" ya da "devlet için millet" yaratma çabasını realize etmek uğruna, dini kendi "emellerine" alet etmek, bunun için de kontrol altına almak istemektir. Türk tipi laiklik, böyle bir șeydir. Bu kapsamda din ve inanç, devletin çizdiği șerçeve içerisinde olmak zorundadır. Nitekim ibadet dilinin Türkçelestirilmesi, ezanın Türkçe okunması, hatta Kuran'in yeniden tefsiri gibi gayretler, bu amacin çok açık göstergeleridir.Din görevlilerinin Diyanet İşleri Başkanlığı aracıliğıyla resmi ideoloji memurları haline getirilmesi de bu kapsamda anlaşılir olmaktadır. Nasıl Şeyhülislamlık kurumu Padişah ve Sarayın istek ve beklentileri doğrultusunda fetvalar veriyor idiyse Diyanet de Cumhuriyet doneminde bu rolü oynamak üzere kurulmuştur. Bu sistemde "din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak" gibi bir hassasiyet söz konusu bile değildir. Nitekim Ankara Müftüsü iken Mustafa Kemal in ısrarlı isteğiyle 1924 yilinda ilk Diyanet İşleri Başkanı olan ve 1941 yalına değin bu görevde kalan Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi, en yüksek devlet memuru maaşı alıyordu, kendisine bakanlara verilen kırmızı plakali bir makam otomobili tahsis edilmişti ve devlet protokolundeki yeri Mustafa Kemal'in sağında durmaktı.
Sayfa 121·Kitabı okudu
ismet İnönü cumhurbaşkanı olunca, Atatürk'ün hainlikle suçladığı Karabekir gibi liderlerin itibarın iade etti, onlari önemli mevkilere getirdi. Terakkiperver Firka' yı kapatmakla hata ettiklerini söyledi. Abdi İpekçi ye yaptığı açıklamalarda 1927"'de Atatürk' ün eski arkadaşlarına sinirli olduğu için öyle konuştuğunu doğrulamıştır. inönü'ye göre, ' Atatürk yaşasaydı, belki șartlar değiştiğine göre.. Başka türlü konușurdu.' Hangi şartlar? Tarihi ve siyasi şartlar."
Sayfa 109·Kitabı okudu