Aşk cinsel bir içgüdüdür,ama sonuç olarak cinsel içgüdümüzle değil,bir başka duygunun var olduğunu varsayarak severiz.Ve bu varsayım da hakikaten başlı başına,başka bir duygudur.
Uygarlık,bir şeye uymayan bir ad vermekten,sonra da oturup bunun sonuçları üzerinde hayal kurtarmaktan ibarettir.Ve yalnış olan bir ad ile doğru olan hayal,sahiden de yeni bir gerçeklik yaratır.O şey, sahiden farklı bir biçime bürünür,çünki biz onu farklı kılmışızdır.
Bilinmezlik hakkında düşüncelerimize genellikle,bilinenler hakkında kafamızda olan kavramların rengini yakıştırırız: Ölümü uyku hali olarak adlandırıyorsak bu,onun dışarıdan bakıldığında uykuya benzemesinden kaynaklanır;ölüme yeni bir hayat dememizin nedeniyse,hayattan farklı bir şey gibi görünmesidir.İnançlarımızı,umutlarımızı gerçekle aramızdakı bu küçük yanlış anlamalar sayesinde kurarız-ve mutluluk oyunu oynayan yoksul çocuklar gibi,ekmek kırıntılarına pasta diyerek yaşarız.
İnsan ruhunun bütün ömrü,loş ışıktaki kıpırdanmakla geçer.Bilincin yarı karanlığında,olduğumuz ya da olduğumuzu varsaydığımız şeye asla uyum sağlayamadan yaşarız.En iyilerimiz bile içinden bir şeylerle övünür,oysa bakış açımızda bile tam ölçemediğimiz bir hata vardır.Bir gösteride verilen arada olup biten bir şeyiz biz;kimi zaman bazı kapıların ardında,belki yalnızca dekorun bir parçası olan nesnelere gözümüzün iliştiği oluyor.Koca dünya,gecenin içinde kaybolan sesler gibi karmakarışık.