İyilik, ilk öğretilendi.Ancak gerçek değildi.Yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi.Ancak bir yerde iyiliğin olduğuna inanan ve defalarca hayal kırıklığına uğramaktan mahvolmuş olan insanların yersiz çabaları, kendilerini tanımalarını engelliyordu.Savanlar, ihanetler ve yalanlar insana aitti.Ve pişmanlık ya da komşunun hayatını eleştirmek,iyi olmaya yetmiyordu.Hiç bir şey iyi olmak için yeterli değildi.Çünkü dünya ve insan eti, iyilikten yoksundu.İnsanlık, çizginin diğer tarafındaydı.Ancak iyilik ve kötülüğü ayıran sınıra o kadar yakındı ki, iyiliğin ne olduğunu biliyor, ancak hayata geçiremiyordu.Vicdan kelimesi ve duygusu, sınıra yakın olan bir kötüydü.Bu gerçeğin insan tarafından öğrenilmesinin zamanı gelmişti.Erişemeyeceği bir huzuru sürekli aramaktan vazgeçmeli ve kendisiyle çelişmekten delirmeye son vermeliydi.Gelişimini engelleyen yüksek amaçlara sahip olmayı bırakmalı ve iyiliğe ulaşmak yerine, içindeki kötülüğü dizginlemeyi öğrenmeliydi.Çünki her ne kadar yakın olsa da,iyilikle arasında asla aşamayacağı bir duvar vardı ve o duvara çarpıp parçalanmaktan vazgeçmiyordu.Her çarpışmada sınırdan daha da uzaklaşıyor ve kötülük topraklarının merkezine yaklaşıyordu.Ne yaratttığı dinler ne ahlak ne de yasalar.Hiç bir işe yaramıyordu.