Kafaları dağılsın, aşktan başka şeyler düşünsünler diye.
Aşk korkunç çünkü sizi müthiş bir güçle içine çekiyor, dışarıdan küçücük görünen, ama içeride mantığınızı alıp götüren dev kütleli bir karadelik gibi. Kendinizi kaybediyorsunuz, benim kaybettiğim gibi, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi.
Aşk aptalca şeyler yaptırıyor size, aklınıza meydan okuyor durmadan. Huzuru değil acıyı, sonsuzluğu değil faniliği, evinizi değil bu tuhaf gezegeni seçiyorsunuz.
İnsan olmanın olayı aşk aslında, ama bunu anlamıyorlar. Anlasalar aşk yok olurdu.
Tek bildiğim aşkın korkutucu olduğu. İnsanlar da deli gibi korkuyor zaten..
Isobel'in annesiyle babasının tanışması küçük bir ihtimaldi mesela. Tanışmış olsalar bile, insanların kurlaşma süreçlerini kuşatan sayısız sıkıntı düşünüldüğünde birlikte bebek sahibi olma ihtimalleri iyice azdı.
RIEMANN HİPOTEZİNİN İSPATI
Bildiğiniz gibi Riemann hipotezi matematiğin çözülmemiş problemlerinin en önemlisidir. Bu problemi çözmek matematiksel analiz uygulamalarında şu anda öngöremediğimiz çok farklı devrimlere yol açacak ve bu da hem bizim hem de gelecek nesillerin hayatını bambaşka bir seyre sokacaktır. Matematik medeniyetin temelidir; bunu Mısır piramitleri gibi..
......
Aşık, binlerce umutla dolu, geçmişi olduğu kadar geleceği de okumaya çalışan genç bir kadındı o sıralar.
Dolayısıyla kadınlar, o da şanslılarsa, kendilerine yalnızca kenarlarda ve dipnotlarda yer bulmuştu.
Dünyaya verebileceği şeyler vardı, ama kilitli kalmıştı hepsi.
Isobel'in içinde aşkın yeniden filizlenişine tanık olmaktan inanılmaz heyecan duyuyordum, çünkü bütünlüklü ve olgun bir aşktı bu. Yalnızca ölüme mahkûm ve doğru bir şekilde sevip sevilmenin zor bir şey olduğunu ama bunu bir kez başardı mı sonsuzluğu görebileceğini bilmesine yetecek kadar uzun yaşamış birinde mümkün olabilecek bir aşk.
Kusursuz bir paralellikle birbirine bakan, kendini ötekinde, sonsuzluğun derinliğinde gören iki ayna.
Evet, aşk bu işe yarardı. Evliliği anlamamış olabilirdim ama aşkı anlamıştım, bundan şüphem yoktu.
Ama mor imparatorların rengidir.
"Bizans imparatoriçeleri Mor Oda'da doğum yaparlardı. Bebeklerine, tahta savaş yoluyla çıkan ayaktakımı generallerden ayrılsınlar diye 'Mor İçinde Doğanlar' anlamındaki 'Porphyrogenitus' unvanı verilirdi. Ama öte yandan Japonya'da mor ölümün rengi mesela."