Tefo gecelerinde Mehmet'in arkadaş grubumuz içinde kur yaptığı kişiyi her çaldığında dansa kaldırdığı şarkıydı bu. Bir gerçeği, Adamo yüzüme haykırıyordu. Kanepenin üzerinde, ayaklarım altımda, büzüşmüş otururken şu
neticeye vardım: Bir kadın mutsuzsa, kocasıyla sorunu vardır. Mutsuz kadının etrafa yaydığı sağlıksız ışık, çevresine mutsuz kadınları mutlu etmek üzere avını beklemekte olan erkekleri çeker. Hele de o mutsuz kadının kocasının aklı ve gözü sürekli başkalarındaysa!
Daha da kötüsü, bir başkasındaysa!
"Bu akşam ben babama yürüyüşe katıldığımı zaten yazacağım,"
dedim. "Gizlenecek bir şey yok bunda. Babam benim siyasi
fikirlerimi biliyor."
"Sen daha on sekiz yaşında bile değilsin. Oy dahi kullanamazsın,
dolayısıyla siyasi fikrin olamaz! Önce diplomanı al, üniversitene
git, adam ol, siyasi fikirlerin ancak ondan sonra oluşabilir,"
dedi amcam. Hiç cevap vermedim. Suratımda alaycı bir
gülümsemeyle yüzüne bakıyordum amcamın.
O yıllarda çıkmak demek, birlikte okul etkinliklerine
katılmak, cumartesi günleri Yeni Melek Sineması'nın iki buçuk
matinesinde film seyrettikten sonra Tilla'da pasta yemek, hafta
sonlan üç-yedi saatleri arasında evlerde verilen partilerde yanak
yanağa dans etmek, saatlerce telefonda konuşmak demekti. Ayrıca,
elbette her fırsatta el ele tutuşmak, pek ender de olsa herhalde
ara sıra öpüşmekti!
Yol boyunca dikili ağaçlar çiçeğe durmuş. Ben fışkıran
dallardan çiçekleri koparmak istedim.
"Koparma," dedi.
"Neden? Çok güzeller, eve götürür, vazoya koyarız."
"Ben güzel diye senin saçlarını koparıyor muyum?"
"Hayır, çünkü saçımı koparırsan canım acır."
"Dalların da canı var. Onların da canı acır."
"Ama onlar ağaç baba!"
"Allah'ın yarattığı her şeyde can var kızım. Çiçekte, dalda,
böcekte! Bunu bil ve sakın bilerek can yakma, gereksiz yere dallan
kırma, karıncayı bile incitme."