.ı.lılı ᎷᏒᎻ.

.ı.lılı ᎷᏒᎻ.
@KitabiAlem
²⁶ɢ☆☆☆☆☆ʏ¹⁹⁰⁵ | ²⁰¹⁸₁₀₀₀ₖᵢₜₐₚ⁺¹⁵⁰ •️#304994159#305761115#305761415
Yeni Bir “Diriliş” Mümkün mü?
💼Bütün dünyanın “uygarlık krizi” yaşadığı bir dönemde, insanlık “yeni bir yol” arayışıyla karşı karşıyadır. Sezai Karakoç’a göre bu yeni yolun mimarı “diriliş insanı” ve ondan peyda olacak nesil “diriliş nesli”, o eşsiz neslin kuracağı toplum “diriliş toplumu” ve ortaya koyacağı uygarlık da “diriliş uygarlığı” olacaktır. Türkiye’de İslami oluşum, yapılanma ve hareketlerin fikir cephesi daha çok edebiyat üzerinden yürümüştür. Değişik mecralarda yayımlanan yazılar, yazılan şiirler, basılan kitaplar, çıkan dergi ve gazeteler bir tohumlama vazifesi görmüş ve yeni kuşakların filizlenmemesine katkı sağlamıştır. Daha çok da çıkarılan dergiler bir dönem “Ocak” vazifesi görmüştür. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı bu dergilerin bir kısmıdır. Öyle ki bazı oluşum ve hareketler bu isim ve dergilerle anılır olmuşlardır. Bu çerçevede zaman zaman yurdun değişik yerlerinde verilen konferans ve buluşmalar ise gençlerin bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. 1970-1980’li yıllarda bu isim ve dergiler çevresinde kartopu gibi gelişip boy atan akımlar, oluşumlar, hareketler ve yer yer siyasi yapılanmalar 2000’li yıllara gelindiğinde artık toplumun, devletin beslenme damarları haline gelmişlerdir. __Geriye dönüp baktığımızda ise bu edebi ve fikri yayınların-oluşumların ekseriyetle kendi döneminin koşullarına göre bir gelişim gösterdiklerini görürüz. Bu nedenle söz konusu şahıs, yayın ve fikirleri değerlendirirken kendi dönemlerinin iklimini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür yazar, şair, edebiyatçı ve fikir insanlarının ortak yönü; edebiyat, şiir ve sanatlarını yaşadıkları dönemin ihtiyaçlarına göre kullanmış olmalarıdır. Yine bu şahsiyetlerin hepsinde bir dert, dava bilinci vardır ve insanlık adına
Makale|Yazı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
AKILLI POLİTİKALARLA GENÇLERİN KORUNMASI
YAPILAN BİR ARAŞTIRMA, EKONOMİK SEBEPLER VE GELECEK ENDİŞESİNİN GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ ORTAYA KOYDU. AKILLI POLİTİKALARLA GENÇLERİN KORUNMASI İSTENDİ. YANLIŞ ADIMLAR GENÇLERİ KÜSTÜRDÜ MAK Danışmanlık’ın gerçekleştirdiği araştırmada, gençlerin yüzde 77,9’u siyasî partilerin gençlerin dertlerine çözüm üretemediğini düşündüğünü belirtti. Araştırmanın dikkat çeken başlıklarından biri ise gençlerin yurt dışına bakışı oldu. Gençlerin yüzde 64’ü imkân olsa yurt dışına gitmeyi düşündüğünü beyan etti. "KÖTÜLÜK AĞLARI" TUZAĞA DÜŞÜRÜYOR Gelişmeler üzerine değerlendirme yapan Prof. Dr. Hilmi Demir, "Gördüğünüz tablo, hem dünyada hem Türkiye'deki dijital radikalleşmeyi hızlandırıcı ağlardan oluşuyor. Uluslararası bir ağ var, bir kötülük ağı var, bu kötülük ağının içerisinde dünyada hiç yoksa 4-5 milyon çocuk var" şeklinde konuştu. *** Gençleri nasıl koruyacağız? TBMM’de konuşan milletvekilleri gençlerin işsizlik, yalnızlık, bağımlılık, gelecek kaygısı ve liyakat problemlerinin araştırılmasını istedi. İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, “Bu bir kriz değil artık kalıcı bir çöküştür.” dedi. __Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 milletvekili tarafından; Türkiye’de genç nüfusun azalması, nüfusun yaşlanması, ekonomik güvencesizlik, eğitimden istihdama geçişte yaşanan yapısal sıkıntılar, gençlerin adalet ve liyakat algısındaki zayıflama, dijital ve madde bağımlılığı başta olmak üzere, gençliği etkileyen sosyal riskler, evlilik ve aile kurma imkânlarının daralmasıyla gençlerin ülkede gelecek inşa etme kapasitesinin bütüncül biçimde araştırılması amacıyla TBM Başkanlığına verdiği araştırma önergelerinin görüşmelerinde, gençlerin problemleri sıralanırken, önerge AKP ve MHP’nin oylarıyla
Makale|Yazı
105 Yıl yaşayan doktorun sırrı:5 tavsiye
🍀105 yaşına kadar aktif bir şekilde çalışan ve Japonya’nın en uzun yaşayan hekimlerinden biri olan Dr. Shigeaki Hinohara, uzun ömürlü olmanın sırlarını paylaşıyor. İşte günlük alışkanlıklarınızdan bakış açınıza kadar hayat kalitenizi kökten değiştirecek 5 altın tecrübe. Uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın sırrı genlerimizde mi saklı, yoksa her gün attığımız küçük adımlarda mı? Kilonuzu kontrol edin Uzun yaşamın temeli az yemekten geçer; porsiyonlarınızı hafif tutarak vücudunuzu ve kalbinizi yormayın. Zihni aktif tutun Emekli olup köşenize çekilmek yerine, ajandanızı her zaman amaçlarla dolu tutun. Fiziksel olarak hareket alanı oluşturun Günlük hayatta asansör yerine merdivenleri kullanmak gibi küçük alışkanlıklarla kaslarınızı ve bedeninizi sürekli canlı tutun. Stresi azaltın Hayatı katı ve stresli kurallarla yaşamak yerine, çocuksu bir neşeyle keyif aldığınız şeylere odaklanarak enerji bulun. Maddiyata değil, paylaşıma odaklanın Dünyevi malların peşinde koşarak yıpranmak yerine, bilginizi ve sevginizi topluma aktararak hayatınıza derin bir anlam katın. Kaynakgzt.com/kultur/105-yil-...
Güzel Cevaplarımız Var Ama Zor Sorularımızla İlgili Değil
🌀 Bir antropolog, kültürü “zamanı bağlamak” olarak tarif etmişti. Bugün, zamanı bağlayamadığımız, kuşaklar arası ilişki ve işleyişi kurup aktaramadığımız bir “tarihin sonu”ndayız. Ekonomide, siyasette, teknolojide, gündelik hayatın organizasyonunda etkilerini yıkıcı şekilde hissettiğimiz bu durum, bize mevcudu anlamlı bir şekilde okumanın gerekliliğini söylüyor. İnsanın yeryüzündeki macerası, sonu olmayan bir adaptasyon süreci esasında. José Ortega y Gasset’in çarpıcı tespiti bu hususun altını çiziyor olsa gerek: “İnsanın doğası yoktur, tarihi vardır.” Bitmek bilmeyen bir değişimin, dizginlenmeye gelmeyen başkalaşımın mantığı da imkânı da buradan hayat buluyor. Yaptıklarımız anlamsızlaşıyor, ihtiyaçlarımıza cevap vermiyor, yeni durumlar, gereksinimler ortaya çıkıyor. Bu ilişki içinde biz dönüşüyoruz, başka arayışların içine giriyoruz. Kaçınılmaz, hikâyemizin doğasında olan şeylerden bahsediyorum. Elbette bunun pürüzsüz ilerlediğini söylemek mümkün değil. Tersine çok sancılı, çok zorlayıcı, alt üst edici oluyor çoğunlukla. Hele hele tarihin kritik anlarında ise bu, büsbütün sürtüşmeye, anomik, belirsiz, tehditkâr bir vaziyete bürünüyor. __İnsanlık tarihinin muhtemelen son iki yüzyılı, az zamana çok şeyin sığdırıldığı bir aralık olarak not edilecektir. Tarihçi İlber Ortaylı 19. yüzyıl için “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” ifadesini kitabına başlık yapmıştı. Ancak dikkatli bir bakış, en uzun yüzyılın diğer toplumlar/devletler için de geçerli olduğunu rahatlıkla iddia edebilir. Bünyesine iki dünya savaşını sığdıran 20. yüzyılın daha az uzun olduğunu söylemek mümkün mü? Ya henüz ilk çeyreğini doldurduğumuz 21. yüzyıla ne demeli? Onun çok daha uzun geçeceği gidişatından belli değil mi? Aytmatov’un “Gün olur asra bedel” başlığına nazire yapılsa “asır var bütün
Makale|Yazı