“Sıkıntılı düşünceler büyüdükçe üzerine atılıp yatıştırıyordum. Unutmaya çalıştım ve kaçtım.Ama kişi kendi duygularının çeperlerine
kadar doldurduğu bir dolabın içinde ne yana kaçabilir?Hesaplarımız ise bu dolabın ufalmasına neden oluyor.Görünüşte zenginleşiyor,yoksul düşüyor,unutuluyor veya ün yapıyoruz ne çare.Ölürken daracık dolaplarımızın içinde elimizi hala dünyanın çekiştirilmekten çürümüş eteğine yapışmış görürsek ne yaparız?”
“Anladım ki kalbimi kendi gövdemde taşımıyorum,tersine onun ağır ağır ürperen suları üzerinde,dışardan düşmüş,neredeyse bir felaketten arta kalmış bir çöp parçası gibiyim.”
“Kendimle bir dönemeçte koşan iki çocuğun çarpıştığı gibi karşılaşmışım da hangisinin ben olduğuma karar veremediğim o çok kısa zamanın habire tekrarlanmasından perişan çarçabut gibi ağzım,yorgunum biraz da.”
“Hayatı henüz hak edecek kadar büyümemişken elde etmiş olmaktan şaşkına dönmüştüm,ona buna çarpıyor,zaman zaman yerçekiminden kurtulmuş gibi sıçrıyordum.”