Dünyadaki sesler bir anda yok olmuştu; artık kuşların sesini duyamayacaktı, rüzgârın tenini okşadığını hissedemeyecekti, artık bulutlara bakıp hayal kuramayacaktı…
Ölüm gelmişti. Artık bir nefes uzağında değil, burnunun tam ucundaydı. Organlarının patladığını hissediyor, kulakları yerinden fışkırırcasına acıyordu. Hareket etmek istedi ancak bu dünyaya ait değildi, bir anda hafiflemişti, yerde yatan bedenine bakarken ruhu yavaşça göğe doğru yükseldiğinde huzurla ölümü selamladı, kalbi çok kırık ama vicdanı rahattı. Ölüm artık boğazına geldiğinde tüm görüntü yok oldu. Yeşil gözler yerini önce beyaz bir odaya, ardından uçsuz bucaksız karanlığa bıraktı. Acı gerçeği çok geçmeden kabullendi, ölmüştü.