Badiou’nun kısa ve öz şekilde söylediği gibi: Sosyal Sigortanın finansal açığının kapatılmasının imkansızlığını “anlayışla karşılaması” sıradan vatandaştan kesinlikle talep edilir, ama bankaların açığının milyarlar kaale bile alınmadan kapatılması gereklidir. Binlerce kişinin çalıştığı ve rekabet yüzünden sorunlar yaşayan bir fabrikanın devletleştirilmesini kimsenin istemediğini ama spekülasyonlar sayesinde batmış bir bankanın devletleşmesi gerektiğinin gün gibi açık bir şey olduğunu cidden onaylamamız gerekir.
Belki de, Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sından eski ironik bir deyişi durumumuza tekrar uyarlamanın zamanı geldi: “Yeni bir banka kurmanın yanında bir bankayı soymak ne ki?” Bir bankadan insanı hapislerde süründürecek birkaç bin dolar çalmak, on milyonlarca insanı evlerinden ve birikimlerinden yoksun bırakacak, ve ardından devasa devlet yardımlarıyla ödüllendirilecek finansal spekülasyonların yanında ne ki? Yakın geçmişte gazete köşesindeki yazısında büyük banka yöneticilerini vs. bu çöküşten sorumlu kişiler olarak insanlığa karşı suçların failleri olarak Hague Mahkemelerine gönderilmesini önerirken Jose Saramago haklı değil miydi?
XVI. Benedict şu kelimeleriyle finansal krizden
faydalanmakta elini çabuk tutar: “Bu, her şeyin beyhude
olduğunun kanıtıdır, kalıcı olan sadece Allah kelamı!”)