Eskiden ozan kendini bir peygamber sayıyordu: onurlu bir iş. Sonradan toplum dışı, lanetleme bir adam oldu; o da iyi. Bugünse bir uzman durumuna düştü; otelin kâğıdında adının yanı başına «edebiyatçı» sıfatını yazarken bir üzüntü duymazlık edemiyor.
Bugün yalnız farkına varıyoruz ki, Mussolini, Hitler, Hirohito birer kralcıktı sadece. Demokrasilerin üzerine saldıran bu yağmacılar ve kan dökücüler, aslında hiç de güçlü değildiler. Kralcıklar öldü ve gözden düştüler, gerçek derebeylikleri, Almanya, İtalya, Japonya yıkıldı, onlarla dünya basitleşti, yalnız iki dev kaldı ayakta, birbirlerine bakan iki dev.
Yazarlar, sanat için sanat tutumunu uzun zaman sürdürmekten suçludurlar. Bugün, durum iyice değişmiştir. Çünkü, kimse, ne sorumsuzluğa, ne de sanat için sanata inanıyor artık.
Bir başka deyimle, iki tutum var: Düzyazı ve şiir. Sözcükleri bir şeyi adlandırmak için kullanan yazardan istenecek şeyi, onları bir başka türlü kullanan kimseden, (yani, bir araya geldikleri zaman tuval üzerindeki renkler gibi, yeni etkiler yaratan nesneler gibi kullanan) kimseden İsteyemeyiz.