Dan Brown'ın kitaplarını okuyanlar çok iyi bilir ki, Dan BROWN mekanları tanıtmak amacıyla konu ve karakterler oluşturur, ana gaye hikayenin geçtiği mekanların tarihi, yapılış süreci gibi bilgileri okuyucuya aktarmaktır. Umberto ECO'nun "Gülün Adı" kitabında ise, mekandan ziyade oluşturulan karakterler aracılığıyla 14. yüzyıl Hristiyan dünyasında, Papa, İmparatorluk, Hristiyanlığın değişik akımları, mezhepleri arasında düşünce farklılıkları ve bu düşünce farklılıkların kökenleri, nedenleri işleniyor. Hristiyan dünyasına ilişkin çok sayıda kişi ismi, mezhep ismi, geçtiği için kitap bizler için okunması zor bir kitap oluyor. Bırakın bizleri, bizzat günümüz Hristiyan Dünyası bile kitabın özellikle ilk 100 sayfasının okuyucu için oldukça ağır olduğu yönünde yapılan geri dönüşlere ilişkin yazar, ısrarla dağın zirvesini görmek isteyen bu yolu tırmanmak zorunda aksi takdirde yamaçlarda dolanır durur diyerek karşı çıkmış ve ürün bu ister okuyun ister okumayın tarzını takınmıştır. Biz erinmedik dağın zirvesine çıktık, kitabı bitirdik. Kitap gerçekten emek vererek yazılmış bir kitap. Yazar, bir eseri oluştururken esin kaynağı yüzde 20 iken alın teri yüzde 80'dir diyor. Burada da gerçekten yüzde 80 alın teri açıkça kendisini hissettiriyor. Ben kitabı beğendim, katkı verici buldum. Okumanızı tavsiye ederim.