Bir filozof muyum ben, bir estetik uzmanı mı, sessiz bir iletişimci ya da bir kavramsal sanatçı mıyım? Acaba bunlardan birini yeterince karnımı doyuracak ve bana sonunda anlamlı bir yaşamın olduğu güvenini verecek bir mesleğe nasıl dönüştürebilirim ? Bir anlamda bu sorunun içinde benim mutsuzluğumun özü yatıyor.
Bir ümit hissinin içimi doldurduğu zamanlar olur, sanki orada zihnimin dış yüzeyinin altında, anlaşılmayı bekleyen bir şeyler varmış gibi. Hani bir isim tam dilinizin ucuna gelir de bir türlü söyleyemezsiniz, işte bu da o aynı kışkırtıcı his.
Sinir sisteminin mekanizması ne kadar da karmaşık ve zor. Ahizenin diğer ucundan ulaşan cızırtılı bir ses ta rahim duvarlarına umudun tatlı ürpertisini gönderebiliyor; bütün o kablolar boyunca sert, küstah ve samimi gelen sesinin tınısı bağırsak yolunu sıkıştırabiliyor. Bütün o meşhur şarkılardaki “Aşk” sözcüğünü “Arzu” yla değiştirirseler, gerçeğe çok daha yakın olabilirler.
İçindeki o küçük, sıkış tepiş karanlıkta kapalı kalmaktan öyle körelmiş, öyle çirkin, öyle anlamsız ve güçsüzler ki. Evet neşe, tatmin ve arkadaşlık var - ama dehşet verici bir farkındalık içindeki ruhun yalnızlığı da bir o kadar korkunç ve yıkıcı