Herkesin tutsak düşebileceği, bizleri kilitleyip daha ötesine geçmemize izin vermeyeceği an’ları ve zihinsel acıları olabilir.
Mesela;
Sağ çıkılması mümkün bile olmayan toplama kampındaki tutsak hayatından, Viktor Frankl nasıl olmuştu da sağ çıkabilmişti?
Kendinizi bir toplama kampında tutsak olarak hayal edin (ya da fikirlerinizin, beklentilerinizin, dış etkenlerin baskıları altında ezilen bir tutsak…)
Bu zor şartlar altında dahi hayatı anlamlı kılabilecek bir yaşam amacınız var mı?
Her gün ama her gün fiziksel ve de ruhsal eziyet gördüğünüz bir ortamda, yaşama istencinizi besleyebilecek bir yaşam amacı…!
….Var mı?….
Kitabında, Frankl’ın kendi tutsaklık öyküsü yer almaktadır.
İnsanı değersizleştiren, sıfırlayan seviyedeki o ortamda Frankl yaşama gücünü, kavuşmayı hayal ettiği eşine olan sevgisinde ve bitirmeyi hayal ettiği kitabının heyecanı ile ayakta tutabilmiştir; o tutsaklığının içinde bunlarla bir anlam bulabilmiştir.
Üstüne bir de bu deneyimlerinin bir sonucu olan Logoterapi’nin temellerini atmıştır.
Ona göre insan böylesine korkunç şartlar altında bile özgürlüğünü, zihinsel bağımsızlığını ve onurunu koruyabilir çünkü insandan bir şeyin dışında her şey alınabilir; o da kitapta yer verdiği şu satırlarla açıklanabilir “İnsan özgürlüklerinin sonuncusu; yani belli koşullar altında insanın kendi tutumunu belirlemesi, kendi yolunu seçmesi.”