Bu kitap pek çok yönden Matt Haig'in Geceyarısı Küüphanesi'ni andırıyor. İkisinin teması, ulaşmaya çalıştıkları mesajlar çok benzer. İkisinin de sonu o kadar iyi değil sadece Matt Haig'in yazım dili ve deneyimi Genki Kawamura'nın kat be kat
üstünde. (Çevirmenin de bunda payı olabilir. Hiç Japonca bilmediğim için ne yazık ki karşılaştırma yapmak gibi bir şansım yok.)
*Kitabın yazım dili fazlaca acemi, cümleler çok basit, derinlikten yoksun. Kitabın başında sorun olmasa da kitap ilerledikçe bu durum daha belirgin ve rahatsız edici bir hal almaya başladı benim için.
*Kitabın olay örgüsü/ kurgusu çok zayıf. Boşluklar, anlamsızlıklar var. Keşke yazar bir süre daha kitabın üstünde dursaymış dedirtti bana.
*tatkaçıran uyarısı, çok önemli bir detay değil ama yine de*
Kitapta ana karakter öleceğini öğreniyor ve şeytanla bir anlaşma yapıyor. Dünyadan bir şey silmeye karşılık ana karakterin ömrü bir gün uzayacak. Son derece yaratıcı bir konu, iyi bir başlangıç ama yazarın elinde harcanıp gidiyor bence.
Ana karakter ve şeytanın arasında geçen diyalog hemen hemen şöyle.
Şeytan: Tanrı diyor ki insanların elinde çok fazla eşya varmış, çok kapitalist materaylist olmuşsunuz o yüzden böyle bir şey yapmama izin verdi.
Yalnız, neyin yok edileceğini ana karakter seçemiyor. Şeytan tek bir öneride bulunuyor. Ya kabul edersin ya da ölürsün. Şeytan neleri öneriyor: Cep telefonu, saatler, sinema ve kediler (bı sıralama ya da biraz değişiği)
Dünyadan silinebilecek çok daha gereksiz olan şeyler varken Şeytanın hayatımızda bu kadar yer etmiş ve bence büyük değerler taşıyan şeyleri önermesi en başta okuyucu olarak bende şok etkisi yarattı. Bunlar yok olunca insanlığa ne olacak? Bir sabah uyandığımızda en sevdiğimiz filmlerin hepsi yok olursa? Filmler gidince diziler de gidecek mi? Akıllı