Seyir, oldukça vurucu bir cümle ile başlıyor.
Bu hayatta seyir eden misin ? seyreden mi ? Ve insan hemen düşünüyor, acaba ben hangisiyim ? Kitapta ilerledikçe de zaman zaman seyir eden, zaman zaman seyreden olduğumu fark ediyorum, keşke hep seyir etsek değil mi ? Elimden geldiğince kendime de dersler çıkarmaya çalıştım, bu açıdan faydalı oldu diyebilirim.
Genelde kişisel gelişim kitaplarında, önce konu ve bilgiler, ardından farklı kişiler üzerindeki örneklerden ilerlenir ( ve ben hiç bir zaman bu örneklerin gerçekliğine inanmam ) , burada önce roman gibi başlıyor. Mina'nın hayatını, neleri yanlış yaptığını hissettiriyor. Direk bilgi vermediği için de daha akıcı bir okuma sağlamış oluyor. Evet zaman zaman yapay gelen ikili konuşmalar var ancak bilgi sağlamak için bunların gerekliliğini düşününce çok fazla gözüme batmıyor. Amacımız, maximum faydaya ulaşmak.
Mina aslında iş hayatında başarılı bir genç kadın. iy iokullardan iyi derecelerle mezun olmuş, kendisine güzel de bir kariyer yapmış. Ancak özel hayatında mutlu olamamış. Bu mutsuzluğunu da anne-babasını erken kaybetmesine bağlıyor. her zaman suçlayacak birileri var, mağdur görünmeye alışmış, belki de mücadele etmektense kolayına geliyor. Bir süre sonra özel hayataındaki mutsuzluk iş hayatına da yansıyor ve dibe doğru düşüşe geçiyor. Tam bu sırada Ma ile karşılaşıyor ve her şey değişiyor.
Ma, ona her şeyden önce kendini sevmeyi, bilmeyi, tanımayı , isterse her şeyi yapabilecek gücün kendisinde olduğunu, ama bazen de olayların kendisi dışında olup onlara takılmamayı, içinden geçmeyi , yolunda ilerlemesi gerktiğini ve en önemlisi AN'da yaşamayı ( geçmiş bitmiştir, olan olmuştur, gelecek daha gelmedi belki de hiç gelmeyecek ) öğretiyor. Bereketi nasıl paylaşacağını, vermenin aslında almak olduğunu anlatıyor. ve hepimiz