Kaybettim, kazandım. Başarısız oldum, düştüm, yeniden ayağa kalktım. Ağladım, güldüm, kızdım, sustum, konuştum.
Ama hepsinden önemlisi, her seferinde *öğrendim* ve *umudumu kaybetmedim.*
Umutla beklediğim şeyler olmadı, hiç ihtimal vermediklerim karşıma çıktı. Bazen bir anı, bir insan, bir söz hayatımı değiştirdi.
Ama ne yaşarsam yaşayayım, en büyük gerçeğim hep aynı kaldı: Her şey gelip geçiyor.
Biliyorum, yolun daha başındayım. Ama artık emin olduğum bir şey var: **Şükreden insanın yolu açılıyor.*
Ne zaman "Elhamdülillah" desem, içimdeki yük hafifledi. Olmadı diye üzüldüğüm şeylerin aslında benim için daha hayırlı olduğunu gördüm. Zamanla anladım ki kaybettiklerim bazen beni daha büyük kazançlara götürdü, başarısızlık sandıklarım beni daha doğru yollara yönlendirdi.
Ve en zor zamanlarım bile, aslında bana en büyük dersleri verdi.
Eskiden her şeyin mükemmel olmasını isterdim. Planlarım tutmazsa kendime yüklenirdim. Birilerinin kırılmasından korkarak, kendimi kırardım.
Susardım, içime atardım, ama en çok da kendimi yorardım. Şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki insan önce kendi içini güzelleştirmeli. Kendini mutlu etmeden başkasına mutluluk veremezsin
. O yüzden artık kendime tek bir soru soruyorum: Mutlu muyum?"
Mutluysam yapıyorum, mutluysam gidiyorum, mutluysam kalıyorum. Ama eğer mutsuzsam, sırf başkaları memnun olsun diye hiçbir şeyi zorlamıyorum.
Çünkü gördüm ki insan kendi içinde huzurlu değilse, etrafına da huzur veremiyor.
Yaşla değişmiyor insan, yaşadıklarıyla değişiyor.
Eksilen yıllar değil, artan tecrübeler olgunlaştırıyor bizi. Artık herkese iyi görünmeye çalışmıyorum.
Ruhumun iyi hissettiği yerde olmaya, yüreği yüreğime denk insanlarla yürümeye çabalıyorum. Olmuyorsa zorlamıyorum. Büyümek biraz da hafiflemek değil mi zaten?
Ve sanırım 21 yaşım