"Kederliyim, akşam oluyor. Ama kederin tersini de hissediyorum. Kin ve sevinç duymak için biraz melankoliye kapılmanın yeteceği o anın içinde bulunuyorum. Sadece insanlara değil, aynı zamanda onların tutkularına da şefkat duyduğumu hissediyorum. Onları, onların sevebileceği duygular vasıtasıyla, o duyguları severek seviyorum. İkinci olarak onlara sadakati ve hayatı veriyorum: Bizi ayırmak için, bizi birleştirecek olandan -dostluktan, sevgiden- başka bir şey yok artık.
Günün sonunda içime, nesne olarak beni alan tuhaf heyecanlar çöküyor. Nefret ruhuyla kendimi seviyor, korku vasıtasıyla yaşatıyor, beni hayattan ayıran duyguda hayatın tadını çıkarıyorum. İçimde yığılmış bütün bu tutkular, neysem onu meydana getiriyorlar ve bütün evren bana belli belirsiz kendimi hissettirmek, kendini hissetmeyen bir varlığı hissettirmek için öfkesini tüketiyor. Şimdi sukunet geceyle birlikte geliyor. Artık hiçbir duyguyu adlandıramam. İçinde bulunduğum duruma duygusuzluk adını verseydim, ona pekala ateş adını da verebilirdim. Hissettiğim şey hissedilmiş olanın kaynağı, duyarsız olduğu sanılan kökeni, zevkin ve tiksintinin ayırt edilemez hareketi. Hem, doğru, hiçbir şey hissetmiyorum. Hissedilen şeyin hissedilmiş olan şeyle hiçbir ilgisi olmadığı bölgelere varıyorum."