Ocaktaki ateş bile yanmıyordu evde ana olmayınca...
Ertesi gün anaları dönünce çadırda kızılca kıyamet koptu. "Anne!" diyerek ikisi birden boynuna sarıldılar kadının, onları birbirinden ayırmak sorun oldu. Babalarını ne denli sevseler de, babanın yeri başkaydı, anneninki başka.
Tanabay paslı bukağıları inceleyince yapan ustanın işçiliğine hayran kaldı. Eski Kırgız ustalarının işiydi bu. Fakat o güzelim ata mesleği ölmüş, işini bilen kimse kalmamıştı. Kimin işine yarardı şimdi zincirli köstek? Fakat unutulan bunca mesleğe üzülüyordu insan. Gümüşten, bakırdan, ağaçtan, deriden yapılan eşyalar, süsler ne güzel şeylerdi! Bunların değeri daha çok güzelliklerinden ileri geliyordu. Her birinin ayrı bir yapılış özelliği vardı bu atadan kalma eşyaların. Şimdi öyle miydi ya? Bardaklar, kaşıklar, küpeler, taslar, tabaklar bir kalıp üstüne alüminyumdan basılıp basılıp piyasaya sürülüyordu. Nereye gidersen git, her yerde aynı eşyalar. Aynı şeyleri göre göre insana bıkkınlık geliyordu.