1936'da Ankara'daki ablasının yanına gelir Ayşe Sıtkı. Ertesi yıl bir hukukçuyla evlenir ve yaşamını Ankara'da sürdürür. Sabahattin Ali'yle 1936'dan sonra artık mektuplaşamazlar da... 1936 yazında Sabahattin ve Aliye Ali'yi, şimdilerde Ankara'nın iş merkezlerinden biri olan Işıklar Caddesi'ndeki evlerinde ziyaret eder:
"O sıralarda ablamın evi Işıklar Caddesi'nde, şöyle bir yokuş üzerindeydi. Sabahattin ile Aliye yeni evlenmişlerdi. Onlar da Işıklar Caddesinde bir üst katta oturuyorlardı. İkisini de çok iyi tanıyorum. Sabahattin, zaten evlenmeden önce bana Aliye'yi mektuplarda anlatmıştı. Gittiğimde Sabahattin, karısına takılmak için gülerek, "Ayşe, Aliye'yle hep kavga ediyoruz" demişti. Çok seviyordu onu, hep şakalaşıyordu."
.....
Mektuplar nasıl ortaya çıktı?
Oktay Akbal, Filiz Ali ile Atilla Özkırımlı'nın 1979'da yayımladıkları "Sabahattin Ali" kitabında yer alan mektuplar içinde, "Ayşe'ninkilerin özellikle dikkat çekici" olduğunu yazar ve ekler:
"Ayşe'nin Sabahattin Ali'ye yazdığı mektupların birkaçını biliyoruz. Ya Sabahattin Ali'nin Ayşe'ye yazdıkları!.. Onlar duruyor mu? Ayşe'nin mektupları sakladığını sanıyorum. O zaman hem yazınımıza hem yazarın anısına sevgi ve saygı belirtisi olarak o mektupları ortaya çıkarıp kamuoyuna sunması gerekmez mi?.. Okur, Ayşe'yi, kişiliğini, yaşamın dalgaları arasında ne olduğunu merak ediyor."
Ayşe Sıtkı, Cumhuriyet'te yayımlanan bu yazıları okur. O güne kadar Sabahattin Ali'nin mektuplarını yayımlamayı düşünmemiştir. İki yıl sonra o sıralarda bulunduğu Avusturya'dan Oktay Akbal'a bir mektup yazar ve "ben Ayşe'yim" der.
....
Yılların ardından geriye dönüp baktığında, "Ne iyi, ne zeki, ne kültürlü çocuklardı, neler çektirmişiz onlara" diyor Ayşe Sıtkı.
Kaynak: Oktay Akbal'ın 20 Nisan 1979 ve 15 Temmuz 1981 tarihlerinde